Yarım Kalan Devrimlerden Kaos Rüzgarı

Yarım Kalan Devrimlerden Kaos Rüzgarı

Küresel manipülasyonların otoriteye karşı aleyhtar bir duruma dönmesi; halkın içindeki çekinik ihtilal ruhunun dışa vurumunu sağlar. Bu da subjektif bir egemenliğin bağımsızlığını sarsarak, yönetimi yönlendiren kişilerin vatanlarına olan sadakatinin ve işlerine olan liyakatinin, dünya devletlerince sorgulanmasına ortam hazırlar. Diğer devletlerin hali hazırda olan yönetimi saymayarak onu meşru görmemesi ve yönetimin devrilmesi için destek vermesi, sadece mevcut iktidarın değil genel olarak devletin de süregelen otoritesinin prestijini düşürür. Bunun sonucu ülkede karışıklık ve yıkımın olması muhtemeldir. Bu kargaşanın sonunda kazanan taraf halk ise rejim veya iktidar değişikliğine gidecek olan bir siyasi yolun tavrını kararlaştırmak üzere, yetki vereceği kişileri belirler. Gerçi bu her zaman böyle sanılmıştır, çünkü en başından beri bu yetki alacaklar bellidir ve bunlar başka ülke, şirket veya aristokrat kişilerin desteğini çoktan almıştır. Eğer kazanan devlet ise muhtemel biçimde sıkı yönetim evresine geçilir ve otorite sağlamlaştırır. Bu bize üçüncü dünya ülkelerinde görülen halk ile iktidar arasındaki soyutlaşmanın dinamik var oluşudur. Bu olay devrimin gölgesidir.
Esas devrim lügatına değinirsek şayet karşımıza fiiliyattan önce düşünsel bir süreç çıkar. Buradaki ilk aşama dış devletlerin bazı kişileri destekleyerek onların kıvılcım olmasını sağlaması değildir. İlk aşama, toplumdaki aydın kesimin mevcut iktidar veya rejime karşı olan politik tavrını yansıttığı eserinin kitlelere ulaşması ile başlar. Bu eser bazen bir şiir bazen bir kitap bazen de sadece tek bir söz ile de olabilir. Özellikle kozmopolit ülkelerde bu aydınlar azınlıklar için modern devrin dervişleridir. Onların kelamları ile harekete geçmeleri iktidarın en ufak aksi tutumu ile yüksek mertebede mümkündür. Yalnız önemli bir hakikat vardır. İstisnalar dışında, azınlık ihtilal ve ayaklanma süreçleri her zaman başka bir el tarafından ya başlatılmış, ya yönlendirilmiş ya da yardım edilmiştir.
Mevcut aydın kesimin toplumun hareket etmesini sağlayacak demeçleri çok hızlı olabildiği gibi bazen de yıllar boyunca sürebilir. Örnek verirsek Fransız İhtilali’nin düşünsel sürecini rönesans dönemine kadar uzatabiliriz. Orada halkı isyana teşvik eden diğer etken de iktidarın yönetim tarzı olmuştur. Bolşevik Devrimi’nde ise ideolojik söylemlerin artmasının halk üzerinde etki etmesi yeterli olmamıştır, halkın sorunlarının da olması ve artması bu devrimi gerçekleştirmiştir. Yani toplumlar canı yanmadığı sürece fiiliyat konusunda çekimser bir haldedir. Tekrar azınlıklara dönersek orada yaşamsal faaliyetlerin devamı için lazım olan ögeler -besin, barınma gibi- yeterli olsa bile, refah düzeyi üst düzeyde olsa bile bağımsızlık ve ırki tutum onların isyanı için yeterlidir.
Bugün Latin Amerika’nın en önemli konusu Venezuela. Venezuela’daki olay devrim değil onun gölgesinin bir sürecidir. Eğer orada iktidar kazanırsa, tabiri caizze Hugo Chavez’in göz bebeği olmuş olan Madura, otoritesini sağlama alıp keskin bir sıkıyönetime gidecektir. Eğer halk konumuna geçmiş olan muhalefet kazanırsa ülkede birliğin sağlanması uzun sürebilir. Var olan bu kargaşa ne kadar uzun sürerse ülkedeki birlik zedelenmiş olacaktır. Örneğin Suriye’de iktidar ve muhalefeti arasındaki çekişme uzun sürdüğü için ortaya saklı düşüncelerin örgütsel biçimlenmesi sonucu ortaya farklı terör organları çıkmıştır ve bu terör örgütlerinin kendi arasında çatışması ve iktidar ile çatışması sonucu ülke ölüm havuzuna bürünmüş ve sivil halk içinde boğulmuştur.
Büyük güçler her zaman kargaşa yaratır. Çünkü silah satışı, madde trafiği, yenilenemez enerji kaynak ve rezervlerin kontrolü gibi ögelerden gelir kazanmak ister, bu güçlü kalmak ve daha güçlü olmak içindir. Bu illegal olarak tanımlanan işler üzerinden güç kazanmak isteyen insanlarlar olduğu sürece de bugün dünya üzerindeki özellikle üçüncü sınıf ülkelerin karışması çok normaldir ve düzen böyle devam ettikçe, maalesef bu kısır döngü hep var olacaktır.

2

Yorum Yok

Yorum Yaz