UMUT FISILTILARI

UMUT FISILTILARI

‌O gün sahil ne güzeldi. Bahar kendini iyice göstermiş , güneş ısısını bizden saklamamış , bulutlar adeta gökyüzü senindir dercesine uzaklaşmıştı güneşten. Kayalıklara oturdu , hüzünlü , koyu yeşil gözleriyle denizi seyre daldı. Tüm neşesini sığdırdığı kalbi paramparça olmasaydı ‘hayat ne güzel’ diye düşünecekti neredeyse. Tam dört ay geçmişti. Dört ay geçmişti ihanetin kıyısında boğulalı , güvenini yitireli ve sonucunda kalbini güzelliklere kapatalı… Yine sordu iç sesiyle kendine ; “umut var mı yeni sevgiye ?” Bir çığlık koptu o an : “umutsuzca umut ediyorum , sana inat umut ediyorum hayat !” Sesin geldiği yöne âni bir dönüş yapmasıyla kulaklığını çıkarması bir oldu. Bu bağırış iç dünyasından dış dünyasına döndürmüştü onu. Hayır hayır ! İç dünya ile dış dünya arasında bir çizgi vardır , işte o çizgide gidip geldi o an. İçinde sorduğu soruya dışarıdan cevap gelmişti sanki. Ne yapıyordu o kız öyle. Kalkıp kızın yanına doğru gitti. Tüm gücüyle , titreyerek parmağını ısırıyordu. – “Delirdin mi ne yapıyorsun sen ? Sakinleş parmağını koparacaksın !” Bırakmıyordu , ne kadar güçlü ısırırsa acıları o denli hafifleyecekmişçesine ısırıyordu parmağını. – ” Sen benle başa çıkabileceğini mi sanıyorsun? Ha şöyle!” – “Seni ilgilendirmez bırak kolumu ya ! Asıl sen benle başa çıkabileceğini mi sanıyorsun ?” Yaşlı gözlerinden öfke fışkırıyordu, parmakları yara bere , kan içindeydi. Sendeledi, öfkeden yorgun düşen küçük bedenini kayalıklara oturarak toparlamaya çalıştı kız. Kızın yanına oturdu , parmaklarındaki kanı temizlemeye çalıştı. – “Pansuman yaptıralım bu böyle olmaz. Delilik senin bu yaptığın !” – “Başım dönüyor” dedi kız, başım…
‌Serumun etkisiyle sakince uyandı. Neredeyim dercesine etrafına bakındı. – “Merak etme hastanedeyiz , sadece bayıldın.” – “Tamam” dedi sakince. Biraz önceki hırçın kızdan eser yoktu. Esmer teni , dalgalı siyah saçları , çekik gözleri , narin , ufak tefekliğiyle tatlı bir hali vardı. Neydi onu bu kadar öfkelendiren ? Neydi acaba… Neden ona karşı sıcak duygular oluşmuştu içinde ? Acımış mıydı bu haline , o yüzden miydi ? Hemen attı bu düşünceyi kafasından , ne acımasıydı ? Kendi çok mu iyi haldeydi ? Aksine bir yakınlık vardı. Ama düşünceleri , kişiliği farklıydı kızın. Hem öfkeden belki de üzüntüden bu hale gelmiş , hem de inatla umut ediyor , hatta bunu haykırıyordu çekinmeden. Kendisi henüz umut var mı sorusunu soruyorken , kız “Umutsuzca umut ediyorum” diyebiliyordu. Kısa bir anlığına tanımış da olsa bu söz onu anlatıyordu , geçen kısacık sürede yapabilmişti bu çıkarımı. Doktorun odaya girerek “küçük hanım kendine gelmiş” demesiyle sıyrıldı kafasındaki düşüncelerinden. Bir tebessüm , belirginleşen elmacık kemikleri , anlamlı koyu kahverengi gözler… Nasıl da tatlı göründü gülümsemesiyle kız o an. O da gülümsedi , farkında olmadan yapmıştı bunu. – “Adı ne bakalım hanımefendinin” diye sordu doktor. – “Nisan” dedi kız. – “Büyük ihtimal öfke ve üzüntüden kaynaklı bir baygınlık nöbeti geçirdin , serum bittiğinde çıkışını yapabilirsiniz. Dikkat etmeyi , gerekirse psikolojik yardım almayı unutma sen yine de , geçmiş olsun” dedikten sonra çıktı doktor. – “Bir yakınına haber vermek ister misin ?” Diye sordu çocuk. – “Hayır, kimseyi istemiyorum !” – “Emin mi…” – “Hayır dedim !” – ” Peki , sakin ol !” – “Sakinim ben” dedi kız , ses tonunu inceltti , “senin adın ne peki ?” Diye sordu. “Umut” dedi çocuk. Umut benim adım…
‌O gece yaşadıklarını düşünüp durdu Umut. Tekrar görebilecek miydi onu? Hastaneden ayrılırken de bir şey soramamıştı ve pişmandı galiba. Tek bildiği , isminin Nisan olmasıydı.
Ertesi gün ayakları , sadece o mu ? Hisleri , düşünceleri aynı yere götürmüştü Umut’u ve aynı saatte. Umut muydu bu ? Görebilme umudu… Umut var mıydı ? Daha dün bu soruyu sorarken kendine , bugün umuda düşmüştü sanki. Olmasaydı neden buraya gelmişti o zaman ? Belki de vardı ya da yalnızca o öyle olmasını istiyordu. Acaba gelecek miydi o da ? Acaba tekrar görebilecek miydi…?

02.03.2019 tarihinde,
‌Ayşe ÖZSOY tarafından yazılmıştır…

Yorum Yok

Yorum Yaz