UMUT FISILTILARI : 2

UMUT FISILTILARI : 2

İki saat geçmişti dünkü yere geleli. O kız gelmemişti. Neden gelsindi. Hem ne diye bekliyordu ki burada, gitmeliydi. Tam kalkmıştı ki telefonu çaldı. Yakın arkadaşından biri olan Ahmet arıyordu. “Efendim Ahmet. Hastanede misin… Tamam geliyorum.” Ve yine hastaneye gidiyordu. Ya kendi isteği ya da başka nedenler onu dünkü yerlere götürüyordu. “Değişik” diye düşündü. Ya da sadece bir tesadüf. Peki tesadüf diye bir şey var mıydı ? Her neyse idi. Şimdi ayağı çatlayan arkadaşının yanına gitmeliydi.
Arkadaşının yanına gitti, ayağı alçıya alınmıştı. “Umut çok susadım, bir su getir de öyle çıkışı yapalım.” “Bekle, alıp geleyim” deyip çıktı odadan. Kafeteryaya gidiyordu ki , kalp atışını değiştiren , adının anlamını o an yaşatan bir şey oldu. Nisandı bu… Ama neden buradaydı yine. Üstelik koluna pamuk bastırıyordu , kanı alınmıştı muhtemelen. Yanındakiler annesi ve babası olsa gerekti. “Peki neden ? Neden hastanede ve neden kolundan kan alınmış ?” Yanına gidip sorsam mı demeye kalmadan, bir hemşire “Nisan Atalar” diye bağırdı ve doktorun odasına girdiler. Nisan Umut’u görmemişti. Ne yapsam diye düşündü. Ahmet’i bırakamazdı ve en azından soyadını öğrenmişti Nisan’ın. Belki bir şekilde bulabilirdi…
* * * * *

Ne de çabuk geçmişti üniversitenin birinci yılı. Daha dün gibi aklındaydı ilk başladığı gün ve hatta üniversite sınavına çalıştığı günler… Hatta ailesiyle tartışıp sinirlenme sonucu İstanbul’da okumayacağına dair ettiği yemin ve sonucunda İzmir’de okuması. Bugün de senenin son edebiyat etkinliği olan panele katılacaktı. Ve tabii görevliydi burada. Selma hanım sağ olsun edebiyata ilgisini biliyordu ve bu tür şeylerde görev alması için yardımcı oluyordu. Şairlerle , yazarlarla , konuşma yapan insanlarla bir arada olmak hoşuna gidiyordu ve kendini buraya ait hissediyordu. Bugün panelin sonunda , başka üniversiteden biri konuşma yapacaktı üstelik. Kendini denemesi için çok iyi fırsat , diye düşündü. Panelin başlamasına az kalmıştı ki “Afedersiniz , Nisan hanım siz misiniz ?” Diye sordu bir genç. “Evet benim. Nasıl yardımcı olabilirim ?” “Ben Ferhat , panelden sonra yapacağım konuşma için buradayım. Sanırım görevlisiniz , Selma hanıma konuşma hakkında bir şey sormam gerekiyor. Kendisi nerede acaba ?” “Memnun oldum Ferhat bey. Ben Nisan , evet görevliyim. Buyrun götüreyim sizi Selma hanıma.” Cezbeden bir ses tonu vardı. Sarışın , mavi gözleriyle dikkat çekiyordu. Keskin yüz hatları , ciddi duruşu ve bir hanım efendiyle konuşurken değişen ifadesi de gözünden kaçmamıştı Nisan’ın…
Güzel bir panel olmuştu ve ardından güzel bir konuşma yapmıştı Ferhat. Etkilemişti konuşması Nisan’ı. Evet bu tür şeylerin onu etkilemesi çok doğal. Ama bu başkaydı. Kelimeler , sözler , örnekler… Farklı bir düşünce tarzı vardı ve dinletiyordu kendini.
İşte her şey o gün başlamıştı. O iki dakikalık diyalog ve yapılan kırk beş dakikalık konuşma ile… Ferhat Samsun’da okuyordu ve Nisan’ı sosyal medyadan bulup ulaşmıştı ona. O güne kadar kalbi , mantığı kimseye yenilmeyen Nisan , kolay olmasa da artık yenilmişti. “Güzel olanı yok etmekti kalbin asıl mantıksızlığı.” Hissetmediği duygular yaşıyordu ve o bilmediği yabancı hisler artık tanıdıktı. Aradan yaklaşık üç ay geçmişti ve görüşmemişlerdi tabi. Güzeldi her şey Ferhat’ın ihanetine kadar , Nisan’a bir oyuncak gibi oynayıp atılma duygusunu hissettirene kadar… Ve işte bitmişti. Güzel günler eskiye ; acılar , bugün ve geleceğe hitap ediyordu artık… O naif duygular birer hüzne , nefrete dönüşmüştü artık. Bu yaşadıkları hem ne kadar tanıdık hem de ne kadar yabancıydı Nisan’a öyle. Ve sonra bilinmeyen bir hastalık… Aslında bir süre önce başlamış olan ve yeni öğrendikleri bir hastalık bulunmuştu Nisan’da.
“Nisan kızım hadi sıramız geldi.” Dedi annesi . “Merhaba doktor bey.” ” Merhaba Hüseyin bey , buyrun oturun konuşalım.”
‌… “Dediğim gibi bir süre önce başlamış ve tedavi gerektiren bir hastalık. Tedavinin süresi belli değil ve tedaviyle düzelir bir şey. Bu yüzden öncelikle endişeyi kaldıralım. Nadir görüldüğü için belirli hastanelerde tedavisi bulunuyor. Burada yani İstanbul’ da bir hastanede var ama hava değişikliği iyi olabilir. Başka bir şehirde tedavi görmesini daha çok öneririm tabii… ” Diye anlattı o gün doktor. Belirli şehirlerde vardı ama okuduğu yer olan İzmir’de yoktu. İstanbul olmazdı yemin bile etmişti orada okumayacağına. Ve bu belirli şehirlerden en mantıklı , çare burası artık dedikleri Samsun vardı. İşte Samsun’a gidiyordu. Bütün düzen alt üst olmuştu. İzmir’de okuyorken Samsun’a geçiş yapmak zorunda kalmıştı. İstanbul’da yaşayan ailesi de Samsun’a taşınmak zorunda kalmıştı. Neyse ki babasının tayin talebi olumlu sonuçlandı ve işte hazırlardı.
‌Artık Samsun’daydı , ne kadar kalırdı burada bilmezdi ama işte O’ nun yaşadığı yerdeydi. Ve düşünüyordu ; “kendisini burada neler bekleyecekti acaba…?”

4

Yorum Yok

Yorum Yaz