TİMUR 4

(4. BÖLÜM)

MUTLAK SONUÇ …

Mutlak kaderde geri dönüşü olmayan bazı hadiseler vardır: Bir çokların canının yandığı, zaman ve mekânın seyrinin değiştiği, geri dönüşün asla olmadığı hadiseler…

TARİH 1402

Anadolu yakın bir kıyametin alametine hazırlanıyor.

Ankara Savaşı…

Anadolunun adeta bir kaos yerine dönüştüğü bu yılda, dünya üzerindeki en büyük iki cihangir karşı karşıya geliyor. Bu karşılaşmanın arkasında ise birçok sebepler mevcut. Lâkin gönül isterdi ki bu olanların hiçbirisi olmasın. Kardeş kardeşi, soydaş soydaşı kırmasın. Gönül isterdi ki Türk tarihine böyle bir acı gelmesin. Oysa kader çoktan sonu yazmıştı ve bu sonun yönünü değiştirmeye kimse muktedir değildi.

Önce ki yazılarımıza nazaran bu kısımda daha nadir teorik bilgiye değinmekte fayda gördük. Çünkü araştırmalarımızda şunu çok iyi anladık ki; dönemi objektif bir şekilde yansıtanın neredeyse hiç olmadığıdır. Ya Yıldırım Bayezid adına hakaretler, ağza alınmayacak cümleler yazılıyor, çiziliyor ya da Timur için aynı şeyler yapılıyor. Bunları görürken gerçekten kendi adımıza hem şaşırdık hem utandık. Böyle çirkinliklere kalkışan insanların kalem oynatması da bir o kadar gereksiz. Biz Ankara Savaşı’na değinirken hangi taraf haklı hangi taraf haksız konusuna değinmeyeceğiz. İkisi de bizim atamız, ikisi de hürmet edilecek iki lider ve bundan öteside olamaz.

Öncelikle Ankara Savaşı neden oldu? Ne oldu da her iki ordudan bazı askerler ve komutanlar savaşmaktan yana olmadıkları hâlde bu büyük iki lider savaştan vazgeçmedi?

Bu konuda pek çok şey yazılıp çizildi. Yazılıp çizilenlerin çoğunda objektiflik neredeyse bulunmamakta. Özellikle çokça bilinen Şâmi ve Yezdî’nin Zafernameleri bu söylenilene tam anlamıyla örnek teşkil ediyor. Veyahut sırf tez hazırlamak, makale yayımlamak için bazı şahıslar içinde bu geçerli. İtilaf kararlar ise şöyle:

SAVAŞIN SEBEPLERİ

Aslına bakılırsa savaşın tek sebebi vardı. O da Timur’un dünyaya egemen olma gayesiydi. Diğer sebepler bu ana sebepten müteşekkil doğmuş küçük sebeplerdi. Mesela herkesçe bilinen bir sebep daha vardır ki o da Timur, Osmanlı’ya sığınan Kara Koyun Sultanı Kara Yusuf ile Celayir Sultanı Sultan Ahmet’in kendisine iade edilmesini veya öldürülmelerini istiyordu. Halbuki bunu Timur’da çok iyi biliyordu ki Türk töresinde kendisine sığınılan bir insanı geri iade etmek yoktu. Timur bunu bahane ediyordu. Bayezid’e çok ağır şartlar sunuyordu. Bu ağır şartlarda 4’ü Bayezid’e, 4’ü de Timur’a ait toplam 8 mektupta çok açık bir şekilde görülüyor. Aralarında geçen mektuplaşmaları vermek konuyu epey bir uzatır. Meraklıları için detaylı bilgi için Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Daş’ın Timur ile Bayezid’in mektuplaşmalarını konu edinen makalesini incelemelerini öneririm. Son olarak çoğu yerde de geçen bir sebepte var ki bu sebep bardağı taşıran son damla olmuştur. Bunu da aralarında ki mektuplaşmalarda görüyoruz. Bayezid: “Eğer ülkeme gelip savaşmaktan yüz çevirirsen senin eşlerin talak-ı selase (kocanın ayrı ayrı üç kez ya da üst üste üç kez sözle karısını boşadığını bildirmesiyle gerçekleşen boşanma.) ile boş olsun. Eğer ben savaştan yüz çevirirsem benim eşlerim boş olsun.” demiştir. Akabinde Timur: “Osmanoğlu çıldırmış! Hem lafı çok uzattı hem de mektubunu kadın zikrederek bitirdi.” diyerek sinirinden küplere binmiş ve kesin harp kararı almıştır. Çünkü Türk töresinde kadın; kırmızı çizgiydi.

TARİH 20 TEMMUZ 1402…

YAKLAŞIYOR YAKLAŞMAKTA OLAN !!

MUTLAK SAVAŞ.

Timur’un Sivas’a geldiğini öğrenen Bâyezid ordularını Tokat – Sivas arasındaki bölgeye yerleştirdi. Bu taktikten haberdar olan Timur ise ordusunun yıpranmaması için ordusunu Kayseri’ye çekti. Amacı Osmanlı ordusunu hem yorup hem de Osmanlıları savaşa zorlamaktı. Kayseri’yi ele geçiren Timur buradan Kırşehir’e geçti. Bu sırada Osmanlı kuvvetleri Timur üzerine yürüdü. Bu haberi alınca Timur telaşlanarak, Osmanlı ordusunun arkasından Ankara’ya yürüdü. Ankara’ya gelen Timur kaleyi kuşattı. Kale Muhafızı Yakup Bey kaleyi müdafaa etti. Timur, Bâyezid’in kendi geldiği yoldan geleceğini düşünüyordu, ancak Bâyezid Kalecik ve Revanlı üzerinden gelerek Timur’u hazırlıksız yakaladı. Bâyezid’in oğulları ve kumandanları bir an önce taarruza geçmek istiyordu. Bâyezid ret cevabı vererek büyük bir fırsatı kaçırdı. Ayrıca Bayezid askerlerini çok yormuştu. Kaynaklara göre 5.000 asker susuzluktan şehit olmuşlardı. Timur ise bu durumdan faydalanarak kuşatmayı kaldırıp cephe değiştirdi ve Çubuk Ovası’nda savaş düzeni almasını sağladı. Timur’un ordusu Osmanlı ordusundan kat ve kat büyüktü. (Bazı kaynaklar Osmanlı’yı 200.000; Timur ordusunu ise 800.000 askerden oluştuğunu söylüyor. Gerçeğe en yakın rakamlar ise Osmanlı ordusu 70.000; Timur Ordusu 160.000) Osmanlı ordusunun merkez kuvvetlerini Bâyezid kumanda ediyordu. Kral Stefan Lazareviç emrindeki Sırp askerleri ile, Timur gizlice ittifak yaparak Kara Tatarlar Osmanlı sol kanadının gerisinde yer almışlardı. Rumeli’nin akıncı kıtaları ile Bâyezid’in akıncı kıtaları, Timur’un kılıcından kaçarak bunları iltihak etmiş olan Kıpçaklar ve Anadolu’daki Türkmenler öncülük vazifesi görüyordu. Savaş, Timur’un kuvvetlerinin Osmanlıların sol kanadına saldırması ile başladı. Bunun üzerine hücuma geçen Rumeli askerleri düşmanı püskürtürken, Timur ise fillerini ileri sürdü. Bu saldırı Osmanlı ordusunun duraksamasına sebep oldu. Bu duraksamada Timur ile anlaşan Kara Tatarlar Rumeli sipahilerini ok yağmuruna tuttular. Böylece Osmanlı ordusunun sol kanadı dağılmaya başladı. Sol kanadın dağılması ile birlikte sağ kanat da direnemeyerek dağılmaya başladı ve bu kanatta yer alan Anadolu beylerine ait tımarlı sipahiler Timur ordusunda bulunan bayraklarını görünce Timur ordusuna geçmeye başladılar ve Osmanlı ordusunun sağ kanadı da bozuldu. Bu durum karşısında şehzâdeler ve Veziriazam Ali Paşa geri çekilmek istediler. Ancak Bâyezid ret cevabı vererek savaşmaya devam edileceğini belirtti. İki tarafın ihtiyat kuvvetleri harekete geçerek genel taarruz başlamış oldu. Savaşın iyi gitmediğini gören Veziriazam Ali Paşa, Yeniçeri ağası Hasan Ağa ve Emir Süleyman savaş alanını terk etti ve Mehmed Çelebi de Amasya’ya doğru kaçmaya başladı. Buna rağmen Bâyezid ve oğulları Mustafa ve Musa Çelebi ile Hoca Firuz Bey, Timurtaş Paşa savaşmaya devam ediyordu. Timur ise Osmanlı ordusunun durumu görerek Bâyezid’in sağ olarak ele geçirilmesini istiyordu. Bâyezid’in etrafını saran Timur’un askerleri Bâyezid’i yakalayarak Timur’un yanına götürdüler. Timur, Bâyezid’i karşısında görünce ona saygı gösterdi ve tesellide bulundu. Ayrıca bu duruma kendisinin neden olduğunu ifade etti. Bâyezid’e hilat giydirdi ve kaçmaması için tedbirler aldırdı. Bâyezid ile beraber yanında bulunan oğulları Mustafa ve Musa Çelebi, Sarı Timurtaş Paşa ve Hoca Firuz Paşa esir alınmıştı.

Timur mutlak bir zafere imza atmıştı. Hayatlarında mağlubiyet yüzü görmemiş iki liderden biri zaferlerine bir zafer daha eklemiş diğeri ise bu acıyı ilk defa tatmıştı. Lâkin savaşın seyrini değiştiren tabi ki Kara Tatarların saf değiştirmesi oluşturmuştur. Bayezid’in ordusunun dağılmasına sebep oldular. Yoksa sayısal üstünlük Türklerde tarihte hiçbir zaman bir şey ifade etmedi. Bayezid askerlerini susuz bırakmasaydı, yormasaydı, her ne kadar dile getirmek istemesemde; kibirli davranmasaydı belki de sonuç farklı olabilirdi. Buradaki hisse kibrine kapılan Bayezid’in kendine etmesidir yani aslında olacak olanın bahanesidir. Meselâ; Timur’un ordusunda savaş filleri vardı. Savaş fillerinin üstünde okçular ve ateş topları atan askerler olmasına rağmen Osmanlı askerleri çok geçmeden filleri püskürtmeyi başarmış, ilk hamleyi Timur yapmasına rağmen Timur’un ordusu kayaya çarpan bir ok gibi dağılmışdı. Hakikaten Osmanlı ordusu mübalağasız çok kuvvetliydi. Savaşın sonuna doğru sırtını dağa veren Bayezid ve çok az sayıdaki yeniçeriler öyle kuvvetli çarpışıyorlardı ki Bayezid’in lakabının neden Yıldırım olduğu ve yeniçerilerinde abartıldığı kadar kuvvetli askerler olduğu anlaşılmaktadır. Fakat sonuç ezelden belliydi ve öylede oldu.

SONUÇ OLARAK

Sonuç, başından beri Osmanlıyı çekemeyen Karamanoğullarının istediği gibi oldu. Osmanlı Devleti dağıldı ve Fetret Devrine girdi. (11 Yıl) Anadolu’da siyasi istikrarsızlık az da olsa Osmanlı ile sağlanmışken bu tamamen yok oldu. İstanbul’un Fethi 51 yıl gecikti. Timurlular Devlet sınırı Delhi’den Bursa’ya kadar genişledi. Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe ve Hamidoğulları beylikleri Timur’a tabî olarak yeniden kuruldu. Timur, Rodos şövalyelerinin elinde bulunan İzmir’i fethetti. Bu sırada Bâyezid, Timur’un kendisini Semerkand’a götüreceğini duyunca hastalanmış ve 1403 yılında hayatını kaybetmiştir. Bâyezid’in cenazesi Akşehir’deki Mahmud Hayranî türbesine konuldu. Bayezid’in vefatı ile ilgili de ihtilaflar mevcut. Bunlar: Kahrından vefat ettiği, yüzüğünde bulunan zehri içerek vefat ettiği ve hastalanarak vefat ettiğidir. Önemli olan sebep değildir, sonuçtur. İhtilafa düşen bu konuda kesin yargı bildirmek yanlıştır. Bir şey daha var ki o da çoğu tarihçilerce pek değinilmese de Bursa’ya kadar gelen Timur’un İstanbul kuşatması için Doğu Roma İmparatorluğu’na bir mektup yollamasıdır. Korkusundan ne yapacağını şaşıran Doğu Roma İmparatoru Timur’a birçok mücevherat göndererek onu hoş tutmaya çalışmıştır. Yani Timur’un da İstanbul’u alma gibi bir düşüncesi vardı. Lâkin hadis-i şerifle müjdelenen bu olay; Fatih’e yazılmıştı.

TİMUR’UN SON SEFERİ

Timur, Hindistan seferinde iken de amacı kafirlerle mücadeleydi. Puta tapanları lanetliyordu. Ve dönemin Çin İmparatoru Tonguz Han çokça Müslüman katletmiş, ülkesinde İslamiyet’i yasaklamıştı. Bunun üzerine Timur Çin üzerine yürümeye karar verdi. Timur öncü kuvvetleri göndermesine rağmen ağır kış şartlarına ve ömrü boyunca seferlerden seferlere koşan yüce cihangirin vücudu artık iflas etmiş ağır bir hastalığa yakalanarak 18 Şubat 1405 yılında 69 yaşında hayata gözlerini yummuştur…

KISACA TİMUR HAZRETLERİ (SAHİP KIRAN, TİMURLENK)

Timur gerçekten büyük bir komutandı. Sıfırdan başlayarak, her daim üstüne koymuş ve asla kaybetmemiştir. Çok sert bir mizahı vardı. Sevinse, mutlu olsa bile kimse bunu göremezdi. Her söylediğinin emir olarak addedilmesini isterdi. Hatta bir rivayete göre: Bir gün seferlerden seferlere giden askerler o kadar yorulmuş ki bir asker at üstündeyken uyuya kalmış ve atın üstünde yan yatmış kafası sarkıyordu. Timur sordu bu densiz de kimdir böyle diye. Oradaki bir başka askerde bunu hemen bir emir olarak anlamış ve o askerin kafatasını uçurmuştu. Timur buna içten içe sevinmiş lakin bunu belli etmemekle beraber askerin yaptığına hiddetlenerek onunda kafatasını uçurtmuştur. Kelleden minareleri ile meşhur imparator bu kadar ölüden zerre miktar etkilenmiyor iken kendi yakınlarının vefat haberlerini duyunca adeta kafayı sıyırıyordu. Tabiri caizse çocuklaşıyor ve aylarca saraydan çıkmıyordu. Çoğu tarihçi çok uzun boylu olduğunu yazar. Lakin 2. Dünya savaşından 3 gün önce mezarını açan Rus Antropolog Grasimov, Timur’un boyunu 1.72 cm olarak tespit etmiştir. Sert bir mizacı olan Timur adeta savaş dehasıydı. Savaşta her şey mubahtır ilkesine dayanarak her türlü hilelere ve kimse tarafından görülmemiş savaş taktiklerine başvuruyordu. Daha savaş başlamadan düşman saflarını psikolojik olarak yıkıma uğratıyordu. İlime ve imara çok önem vermiş olan Timur gittiği her yerde ilk önce ulemadaki tüm büyük ilim adamlarını yanına getirtiyor ve çok saygı gösteriyordu. Ayrıca Timur edebiyata da kayıtsız kalmamıştır. Türkistan civarındaki zengin imar ve kültür onun sayesinde olmuştur. Son olarak da o da Müslümandı. ALLAH için cihad ediyordu!

TİMUR’DAN SONRASI

Buraya da kısaca değinmek gerekirse:

Timur’un ölümünden sonra tahtı paylaşılamadı. Pir Muhammed daha küçük yaşta idi, diğer mirasçılar hükümdarlığı ona bırakmaya niyetli değildi. Birkaç senelik mücadeleleri en sonunda Timur’un oğlu Mirza Şahruh kazandı. Herat şehrinde hükümdarlık yapmaya başladı. Oğlu Uluğ Bey’e de Semerkand’ın kontrolünü verdi. Uluğ Bey esasen 1447-1449 arasında babasının ölümünden sonra Timurlular tahtına geçmiş gibi görünse de aslında 1411’den beri Semerkand’ta hüküm sürüyordu. Mirza Şahruh ve Uluğ Bey, hiçbir zaman Timur gibi etrafını titreten, düşmanlarını korkudan kaçıran büyük bir başbuğ olamadılar. Şahruh daha çok kendini dine vermişti. Uluğ Bey ise babasının tam tersini bütün hayatını bilime adamıştı. Gıyaseddin Cemşit, Kadızade gibi isimler onun hocası olmuştu. Ali Kuşçu ile yaptırdığı rasathanede yıldızları gözlemlemişti.

Sert bir hükümdar olamamanın kötü yanları da vardı. 1449 yılında tahtı ele geçiren Abdüllatif, babası Uluğ Bey’in öldürülmesine sebep oldu. Ondan sonra kendisi de tahtta uzun süre kalamadı. 1450 yılında Uluğ Bey taraftarları tarafından suikasta uğradı. Ölmeden evvel atının üstünde ‘Allah ok teydi !’ diye bağırdığı söylenir. Ardından tahtı devralan Abdullah da aynı kadere kurban gitti. 1451-1469 arasında Ebu Said devrinde ise Uluğ Bey’in biliminden eser kalmamıştı. Sonrasında tahta geçen Hüseyin Baykara’da büyük bir gelişme gösteremedi ve 1506 yılında Timurlular yavaşça tarih sahnesinden çekildi.

Ne acıdır ki onca emekler, onca savaşlar sonrası kurulan Timur Devleti; Timur’un bizzat kendi evlatları tarafından yıkıma götürülmüştü. Çok yazık oldu, çok yazık…

Bölümler boyunca kısa da olsa Timur ve İmparatorluğundan bahsetmeye çalıştık. Değil 4 bölüm belki 20 bölüme tekabül bu yazıyı kısa ve öz bir şekilde aktarmaya çalıştık. Bir değil en az 10 kaynaktan yararlanarak oluşturulan bölüm olabildiğince objektif tutulmaya çalışıldı. Bu demek değildir ki bu yazdıklarımız A’dan Z’ye doğru. Her şeyde kusur ve eksik olabildiği gibi bu yazılanlarda elbet aynı kaderi paylaşıyordur. Eğer yanlış yönlendirmede bulundurduysak veyahut bir yanlışımız olduysa affola. Niyetimiz hayırlı işler yapıp, yaymaktır.

8

Yorum Yok

Yorum Yaz