TİMUR – 3

(3.BÖLÜM)
Bu bölümde de Timur’un seferlerinden bahsetmeye devam edeceğiz. Bölüm içerisinde yine ağırlıklı olarak bilgi mevcut. Bu kesimleri eksik anlatmak; tarihi eksik anlatmaya benzer. Bunun için bu bölümlerin var olması elzemdir. Teorik bilgi gibi gözükebilir lakin bunlar var olanlardır ve var olanların da bilinmesi gerekir. Ömrünün çoğunu seferlerden seferlere adayan Timur, beş yıllık sefer ile artık yönünü yavaş yavaş Anadolu’ya çevirdiği anlaşılmaktadır.
Beş Yıllık Sefer (1392-1397):
Timur Toktamış üzerine sefer halinde iken İran’daki bazı yerli hakimlerin Timur’dan yüz çevirmeleri üzerine Timur tekrardan o sahaya sefer düzenleyerek oradaki hakimleri baş eğdirmek zorunda bırakmıştır. Ardından Güney İran’a Fars bölgesine gelen Timur, Muzafferîler üzerine yürüdü. Şah Mansur’un Timur’un hâkimiyetini tanımayarak Şiraz’da kapanması üzerine, Şiraz’a gidildi. Şiraz civarında yapılan savaşta Şah Mansur yiğitçe savaşması ve hatta bir ara Timur’un bulunduğu yere kadar ilerlemesine rağmen, yenilmekten kurtulamayarak, yaralı olarak kaçarken Timur’un askerleri tarafından öldürüldü ve ardından bütün hanedan üyeleri öldürülüp, ülke oğlu Mirza Ömer Şeyh’e verildi. Böylece Timur, Irak-ı Araba gelip dayanmıştı. Bu sırada Anadolu’da: Henüz Orta Anadolu’da tam olarak yerleşememiş bir Osmanlı devleti, Sivas-Kayseri yöresinde Kadı Burhaneddin, uzun mücadelelerden sonra Osmanlı hâkimiyetini tanımış gibi görünen Karamanoğulları, Erzincan’da Erzincan emirliği, Doğu Anadolu’¬ da Kara Koyunlular, Maraş dolaylarında Dulkadirliler, Güneydoğu Anadolu’da Ak Koyunlular bulunuyordu. Görüldüğü üzere Anadolu’¬ da siyasî bir birlik bulunmuyordu. Orta Doğu’da dikkate değer tek siyasî varlık yine de Memlûk devleti idi. Hakimiyet sahası Malatya’ya kadar uzanan bu devlet Anadolu’da da söz sahibi olmakla birlikte, artık iç mücadeleler yüzünden yıpranmaya başlamıştı. İşte Mâzenderân ve Fars bölgelerini ele geçirerek Irak-ı Arap kapılarına dayanan Timur, Orta Doğu’daki durumun yeni fetihler için ne denli uygun olduğunu gözleri ile görüyordu. Daha Mâzenderân’ı ele geçirdiği sırada oğlu Miranşah ve torunları Muhammed Sultan ile Pir Muhammed’i Kazvin ve Sultaniye taraflarına gönderen Timur, Fars bölgesini ele geçirip Şiraz’ın fethinden sonra Isfahan, Hemedan üzerinden gelerek 1393 yılı ağustos ayında Bağdat’a yürüdü. Celâyir hükümdarı Sultan Ahmed Bağdat’tan ayrılarak Dicle üzerindeki gemileri batırıp, köprüyü yıkarak, Dımaşk’a yönelmişti. Timur’un Bağdat kapılarına gelip dayanması pek çok devlet merkezinde huzursuzluklara yol açtı. Bu tehlike karşısında yer yer bazı tedbirler alma yolundaki ilk faaliyetlere Sivas ve Kahire’de rastlanmaktadır. Savunma tedbirleri arttırılıp, savaş hazırlıklarının sürdürüldüğü bu baş şehirlerin yanı sıra, Anadolu’da Konya, Maraş ve Erzincan gibi şehirlerde ise büyük bir sevinç havası esmeye başlamıştı. Zira Bağdat’ı ele geçirdikten sonra tüccarların yollarını keserek mallarını alan bazı kimselerin sığınmış bulunduğu Bağdat’ın kuzeyindeki Tekrit’e yürüyen Timur, bir haftalık kuşatmadan sonra burasını ele geçirdi. Timur buradan Erzincan emiri, Karaman oğlu, Dulkadiroğlu, Karakoyunlu ve Ak Koyunlu beyleri ile Sivas-Kayseri hâkimi Kadı Burhaneddin’e mektuplar göndererek, itaat etmelerini istemiş, Memlûk sultanı Berkuk’a kalabalık bir elçi heyeti göndermişti. O, daha gelecek cevapları beklemeden ileri harekâtına devam ile Kerkük, Altınköprü, Erbil, Musul, Mardin ve Diyarbakır’ı fethedip, Van gölünün kuzeyindeki Aladağ’a gelmişti. Buradan Doğu Anadolu’nun çeşitli şehirlerinin fethi için asker sevk eden Timur, kendisi de Üçkilise’ye geldi. Burada iken Erzincan emiri Mutahharten (bazı kaynaklarda Taharten) gelerek bağlılığını bildirdi. Memlûk sultanı ise Timur’a, onun gönderdiği elçileri öldürmekle cevap vermişti. Timur bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştı. Öte yandan Anadolu’da da durum onun lehine gelişmeler göstermekte idi. Karamanoğlu Alaaddin Bey, Timur’un mektubuna, Kadı Burhaneddin ve Yıldırım Bâyezid ile arası açık olduğundan olumlu cevap vermiş ister Suriye ister Anadolu hangi devlet üzerine gidecek olursa olsun, kendisine katılacağını bildirmişti. Dulkadiroğlu Suli Bey ise gönderdiği elçileri ile Timur’u kendisini devamlı tehdit eden Memlûkler üzerine yürümeye teşvik ediyordu. İşte bu durum karşısında Kadı Burhaneddin’in Timur’a karşı bir cephe kurma yolunda teşebbüslere giriştiğini görmekteyiz. Kadı Burhaneddin, Timur’un itaat isteğini reddetmiş ve mektubun bir suretini Memlûk sultanına, bir suretini de Osmanlı sultanına göndermiştir. Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda meyvelerini vermiş, Bâyezid, Berkuk, Toktamış ve Kadı Burhaneddin arasında bir ittifak kurulmuştu. Fakat çok geçmeden Timur bu ittifakı parçalamak üzere harekete geçmiş ve Sivas’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Ancak Erzurum’a kadar gelmiş olan Timur’un birdenbire geri dönmekte olduğu haberi alınmıştı. Bu haber doğru olup, Timur, Toktamış üzerine yönelmişti. Zira o, şu sırada Anadolu’ya girdiği takdirde kuzeyden Altın Orda, güneyden ise Memlûk kuvvetlerinin kendi üzerine yürüyeceğini tahmin etmiş olmalıdır.
Özellikle bu bölüm es geçilmemelidir. Burada Timur’un neden Anadolu’ya geldiğini gayet tabii görüyoruz. Hemen ardından alınan ittifak kararları da siyasi veya özel sebeplerden müteşekkildir. Ne yazık ki haset burada da boy göstermiştir. Herkes kendi menfaatine göre hareket etmiştir. Ama o sahada görünen iki büyük kuvvet var ki o da Osmanlı Devleti ile Timur Devleti’dir. Bu süre zarfından sonra Timur, Anadolu’da kendisine tabii olmayan tüm devletlere karşı sefer düzenlemeye karar verdi fakat Anadolu’dan evvel halletmesi gereken bir devlet daha vardı. O da Altınorda Devleti’ydi.
Toktamış Üzerine Seferler:
Kaderin cilvesi bir gariptir ki, Timur’un desteğini hiçbir zaman çekmediği ve ona babalık yaptığı Toktamış, onun güçlenmesinden artık rahatsızlık duyuyor ve Timur üzerine sürekli taciz saldırılar ve yağmalar tertipliyordu. Tarafların ilk karşılaşması 27 Nisan 1391 yılında olmuş ve Timur’un zaferi ile sonuçlanmıştır. Ama Toktamış hâlâ pes etmemişti. Elinde Deşt-i Kıpçak bölgesinin zengin kaynakları vardı. Mağlubiyete aldırmadan tekrardan hızlı bir şekilde ordu toplamaya başladı. Bunu yaparken de Bayezid, Berkuk ve Kadı Burhaneddin ile ittifak yapmaya çalışıyordu. Timur bunu öğrenince Toktamış üzerine ikinci seferi düzenlemiş ve taraflar 15 Nisan 1395 yılında karşı karşıya gelmiş, Toktamış 4 yıl önce yaşadığı mağlubiyeti tekrar yaşamıştı. Ama Timur Toktamış’ı elinden kaçırmış buna da çok üzülmüştü. Sonrasında Altınorda Devleti’nin iyice iç kısımlarına giren Timur, başta saray da olmak üzere çoğu yeri yakıp yıkmıştı. Bu hadise ile Altınorda Devleti artık tarihe karışmıştı. Altınorda Devleti’nin yıkılmasıyla bölgedeki Ruslar güçlenmeye başlamış ve günümüz Rusya Federasyonu’nun var olması kolaylaşmıştır. Eğer tarihe üstün körü bakarsak burada Timur’un yanlış bir hamle yaptığını söylememiz gerekir, tıpkı gelmiş ve geçmişteki belli bazı tarihçiler gibi. Ama olayın iç kısmını irdelediğimizde Toktamış’ın bunu hak ettiğini görmemek mümkün değil. Şimdi olaya şöyle bir varsayımla bakalım:
Farz-ı misal Toktamış yaptığı saldırılar üzerine haklı olsun. Çünkü Timur er ya da geç zaten Altınorda Devleti’ni topraklarına katacaktı. Sebebi: Timur, cihan hakimiyeti anlayışına sahipti. Er ya da geç Toktamış üzerine yürüyecekti. O vakit Toktamış’ın yaptığı hamleler doğru. Yahu, bu bakış açısı doğru olsun olmasın. Eğer Toktamış saltanat sahibi olmuşsa bu Timur sayesinde. İyiliğe karşı kötülükle mukabele etmek ne Türk ne de İslam töresinde mevcuttur. Velakin gelin görün ki günah keçisi gene Timur olmuştur. Neden Türk tarihindeki bazı şahıslar sürekli hor görülüp yanlış lanse ediliyor da diğerlerinin yanlışı sürekli göz ardı ediliyor? Bu gerçekten trajikomik bir meseledir.
Timur’un bu hamlesi; eğer Anadolu’ya bir sefer düzenlerse ardında ona karşı ittifak kurulmasını önlemekti ve bunu da Toktamış üzerine seferler düzenleyerek yaptı. Var olan ittifakın bir kanadını saf dışı bırakmış oldu.
Hindistan Seferi (1398-1399):
Beş Yıllık Sefer’den dönüşte, Timur, Hoten ve Çin taraflarına bir sefer yapmayı düşünüyordu ve hatta hudud boylarında hazırlık yapmak üzere torunu Muhammed Sultan’ı doğuya göndermiş bulunuyordu. Böyle olduğu halde neden birdenbire fikrini değiştirip, Hindistan üzerine yürümeye karar verdiği bilinmemektedir. Fakat bu seferi, daha sonra yapmayı tasarladığı seferlerine maddî kaynak sağlamak için yapmış olması kuvvetle muhtemeldir. Nihayet kâfirler ile cihad yapılacağı ilân edilerek 1398 yılının mart ayında Timur hareket etti. Şehir, Timur tarafından 19 Aralık 1398 yılında ele geçirilip, Müslüman mahallesi hariç, her taraf yağmalanıp, tahrip edildi. Bu yöredeki Budist ve Brahmanların yaşadığı daha bazı yerler de yağmalanıp, tahrip edildikten sonra Timur, pek çok ganimet ve fil ile Kabil üzerinden dönerek 29 Nisan 1399 tarihinde Semerkand’a geldi. Timur özellikle Hindistan seferinde çok fazla kan akıtmıştır. Hatta Hintliler için çok kutsal sayılan ve bir ucunun cennetten akıp diğer ucunun da cennete aktığına inanılan Ganj Nehri civarındaki Hintlileri öyle bir kıyıma uğratmış ki nehir kıpkırmızı hale gelmiştir. (Kıyı kenarında yaşamalarının sebebi ise ağır hastalığa yakalanan Hintliler Ganj Nehri’nin yakınına bırakılıyorlardı. Bu insanlardan bir kısmı ölüyor ve denize atılıyordu. Ölmeyenler ise Ganj’a olan hürmet ve sadakatlarına binâen ölene dek onun yakınındaki çadırlara benzeyen derme çatma yerlerde yaşıyorlardı.) Ama yaptığı işten zerre miktar pişmanlık duymamıştır. Onun samimi inanışına göre bu hareketinde hakikate hizmet de vardı. Çünkü Hintliler, şuursuz bir gaflet içinde manasızlıklara tapıyorlardı. Sonra çeşit çeşit ilahlar hayâl ederek hakikati çamura buluyorlardı. Onları yok etmek, doğruluğu yükseltmekti.
Bu vakitten sonra Timur, artık Anadolu’ya yönelmiş ve 3 yıl sonra, Türk tarihine karanlık bir leke olarak geçen: Ankara Savaşı vukuu bulmuştur. Bu yazımızda da kendisinden fazlaca bilgi edindiğim Prof. Dr. İsmail Aka’ya teşekkür ediyorum. Bölümün bu denli detay oluşturmasındaki sebep; her bir parçasının önem teşkil etmesidir. Bir parçanın eksik olması var olan düzeni bozacağından yazımızı bu şekilde düzenleyerek sunduk. Yazımızın son bölümünde ise; Ankara Savaşı, imparatorluğun sonu, Timurlular Hanedanı ve kısaca Timur’un savaş stratejileri ve askeri politikalarına değineceğiz. Eksik olan bilgi, bilgi değildir. (Dünya Bir Deplasman Biz De Yetimler Gibiyiz. [M.B.] Biz de bu sözden yola çıkarak kısa ama öz tutmakta fayda bulduk. Bu sözü bizce harmanlarsak özü şudur: Eksik anlatılan tarihin zararı, faydasından çoktur.
Son bölümümüzde bizi asıl ilgilendiren o büyük olaya değineceğiz. Yani Türk tarihindeki yara olan Ankara Savaşı’na..

10

Yorum Yok

Yorum Yaz