Tecrübe ve Din İlişkisi

Tecrübe ve Din İlişkisi

Eskiler ne diyorsa haklılar. Bir kere bizden daha önce geldiler bu dünyaya, kıdem olarak da üstümüzdeler bilinç olarak da. Biz bile beğenmiyoruz üç beş yıl önceki bilinç durumumuzu. Babalarımız şu an yirmili yaşlarında olan bizlerin iki katı yaşındalar, dede-ninelerimiz üç kat.. Yani bizim gittiğimiz yoldan dönmüşler de tur bindirmişler üstüne.. Eskiler ne diyor? “sen kızsın evinde otur gezip tozma, sen erkeksin çalış. Kızsan da erkeksen de, çalış. Kızım ayaklarının üstünde dur kendi paranı kazan. Oğlum ev geçindireceksin oku. O telefonu bırak. Kızım evliysen eşini dinle, bekarsan babanı.” Böyle söyleyince kızıyoruz. Ama daha önceye, ataların sözlerine gidelim; “kazan yanına varma kara bulaşır”, “gelin ata binmiş ya nasip demiş”, “söz gümüş ise sükut altındır.”, “keskin sirke küpüne zarar.”, “ayağını yorganına göre uzat.” Neden bunca nasihat? Bizi korumak için elbet, kimse değer vermediği birine sürekli dil dökmez, uyarmaz.
‘Onların zamanında öyleymiş şimdi böyle’ meselesi de değil bu. Bizim kültürümüz İslam diniyle yoğrulmuş, içiçe geçmiş. Artık birbirinden ayrılır tarafı kalmamış. İman ettik ki bu din son dindir, evrenseldir ve tüm zamanlarda geçerlidir. Bizi yaratan Allah olduğuna göre, dünyanın en kompleks varlığı da biz insanlar olduğuna göre bizlerin bir kullanım kılavuzu olmalıydı, o da iman ettik ki kitabımız Kur’an’ı Kerîm’dir. Bu durumda diyebilirim ki peygamberimizin bize bıraktığı iki emanet; Kur’an ve sünnet, bizim kullanım kılavuzumuz. Ki Peygamberimiz de bir hadîs-i şerîf’inde “Din nasihattir” buyuruyor.
Yazımı kendileriyle başlattığım ‘eskiler’; bizi mahveden ‘izm’lerin tahribatına bizim kadar yakînen temas etmeden büyüdüler. Bkz.: feminizm, kapitalizm, sosyalizm, faşizm, emperyalizm…. Feminizm’in söylediği gibi kadınla erkek eşit değil, ikisi apayrı varlıklar. Düşünceleri, duygu durumları, kabiliyetleri birbirinden o kadar uzak ve o kadar kıyaslanamaz şeyler ki… ‘Eşit’ demek hem zorlamadır, hem de altında art niyet aranacak bir söylem olduğu açıktır. Erkek, içinde başka bir canlıya yer açmaz kadın gibi o yavruya yaklaşamaz; kadının da fizyolojik olarak kas yapısı bir erkek gibi asla olamaz. Bunları karşılaştırmak iki tarafa da haksızlık değil midir? Eşleri, anneleri eşitlik diyerek cinsiyetçilik diyerek eşlerinden evlerinden uzaklaştırdılar. Sadece bir örnektir bu.
Söylemek istediğimse, her bir atasözüne karşılık bir ayet veya hadis bulunabileceği gibi henüz bu ‘izm’lerin kafasını karıştırmadığı ‘eskiler’, bize bilmeden de olsa kullanım kılavuzumuzdaki davranışları öğütlüyor bıkmadan usanmadan. Biz dinlemiyoruz, veya dinliyoruz da umursamıyoruz, hiç yoktan umursamış olsak bile ne demek istediğini anlamıyoruz onun için gözardı ediyoruz. Peki biz ‘benim kendi aklım var bildiğimi yaparım’ dediğimizde veya bu şekilde olmasa bile bir şekilde o nasihatleri dinlemeyip bildiğimizi yaptığımızda ne oluyor? Psikolojimiz bozuluyor arkadaşlar. Yanlışlar yapıyoruz. O nasihatleri dinlemeyip kendimizden uzaklaştıkça o yanlışlar büyüyor büyüyor artık bizim bu koskoca evrendeki bir toz zerreciği kadar olan hayatımız bir arapsaçına dönüyor. “Huzuru kullanım kılavuzumuzda aramadıkça bulamayız.” Diyerek yazımı bitiriyorum, bu benim ilk yazım. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yorum Yok

Yorum Yaz