Sorgulama ve Bilgi

Sorgulama ve Bilgi

İnsanoğlu öğretilen ‘’şey’’ kadar varlık sahibidir. Eğer size öğretilen algı, nesne ve boyutun ötesinde kendi tanımlarınızı, kendiniz yapabildiğiniz sürece sorgulama yeteneğinizin varlığını hissedeceksinizdir. Sorgulama yeteneğinizin gücünü ve yaptığınız çıkarımların hatta sonuçlarının hata dahilinde olduğunu görebildiğiniz an, aslında tecrübe gibi ‘’bardağın dolu tarafı’’ polyannacılığına bile ulaşabilirsiniz. Her şey size öğretilen ve kendinizin bildikleriyle sınırlı. Dünya belki yuvarlak değil. Dünyayı yukarıdan bir gözle görmediğiniz sürece bu önerme sadece size öğretilen salt bilgi ile kabul edilmemiş demektir. Ay’a insanoğlunun ayak bastığını ancak Ay’a çıkıp Amerikan bayrağını gördüğünüzde doğrulayabilirsiniz. Şüpheciliğin önemi ve farklı boyutlarda düşünmeniz; cevabın doğruluğuyla alakalı değildir. Sorunun doğru olma önermesine bağlıdır. Çünkü cevaplar belirli çıkar grupları veya salt bilgiye sahip olmayan manipülatörler tarafından rahatlıkla kullanılabilir. Cevaplar bir insanın ürünüdür. Doğanın yahut bir yaratıcının değil. İster kudretli bir üst akla inanın, ister inanmayın. İnsanı tüm diğer canlı, cansız metalardan ayıran yegane özellik ‘’ben’’ bilincidir. Yaşadığımız postmodern toplumda, insanların doğru/yanlış herhangi bir bilgiye ulaşma sürelerinin mikro saniyeler olduğunu düşündüğümüzde, akıl süzgecinin kişinin yalnızca kendine ait olduğu sonucuna varmak gerekir. Eğer akıl ve zihin dediğimiz soyut varlıklar da sadece kendinize ait ise var olduğunuz bilgi kadar kozmosda hacim kaplayacaksınızdır.

Basit bir örnekle açıklama yapmak gerekirse Einstein’in Genel Görelilik Teorisi’ne bakmak yeterli olacaktır. İnsanoğlu 20. Yüzyıla kadar ‘’zaman’’ diye adlandırdığımız soyut varlığı gözlemci ve uzaydan bağımsız sabit, değişmeyen mutlak bir süreç olarak görmüştür. Ancak 20. Yüzyılın dâhisi Albert bütün algıladığımız zaman kavramını alt üst edecek teoriler öne sürdü. Eğer iki cisim sabit bir şekilde duruyor ve hareket etmiyorlarsa zaman içinde hareket ederler. Bu süre zarfında ise saatler ilerlemeye devam etmektedir. Ancak iki cisimden biri hareket etmeye başlarsa, ikisi için de zaman kavramı farklılaşır. Hareket eden cisim için çevresindeki zaman daha yavaş akmaya başlayacaktır. Bizim ise bu durumu algılayamamamızın sebebi Dünya’daki yavaş hızla hareketin, zaman üzerindeki etkisi çok küçük olduğundan algılamamızın mümkün olmamasıdır. Çünkü evrenin ve Dünya dışındaki zamanın referansı ışık hızıdır. Dünya içinde, ışık hızına göre o kadar yavaş ilerliyoruz ki, hareketimizin zaman üzerindeki etkisinin insanoğlu algıları ile algılanması mümkün değildir. Hareket hızımızı eğer bir gün arttırır ve ışık hızına oldukça yaklaştırırsak, bu durumu algılayabilmeye başlayacağız. 

Zaman kavramı… Aslında bir insanın hayatındaki en önemli olgu ancak aynı zamanda değeri en az bilinen olgu. Gelişmeye başlayan teknoloji, insanların biriken bilgi enerjisiyle daha kalifiye olması günümüzde zamanı satın almak için bir yarış başlattı. Çünkü günümüzde en önemli şey artık zaman. Yazının yazıldığı günden iki gün sonraya alınacak bir İstanbul-Ankara otobüs bileti 82 TL iken aynı tarihlere alınacak bir uçak biletinin en ucuzu ise 172 TL. Bizler bu arada 90 liralık farkı ise arada kazanacağımız saatlere veriyoruz. İnsanlık için bile bu kadar önemli bir olguyu yeni yeni keşfetmemiz aslında bize sorgulamanın, düşünmenin, bilginin ve katma değerin önemini gösteriyor. Zaman yazılarından ve metaforundan sıyrılabilirsek aslında hayatımızdaki her şeyin kişinin kendi bilinç dünyasında tahayyül edebildiği kadar olduğunu görebiliriz. Gün içerisinde en çok kullanılan kelimelerin etimolojisini dahi düşündüğümüzde hayatın bizlere sadece ‘’öğretilen’’ kadar hayat ifade ettiğini anlıyoruz. Örneğin ‘’yeşil’’ diye tarif ettiğimiz bir cismin renk körü hastalığı olmayan bir birey haricinde herkes tarafından kolayca aynı şekilde algılanacağını görüyoruz. Ancak yeşil sıfatına, yeşil ismini ilk koyan insanın o renge yeşil demeyip de sarı dediğini düşündüğümüzde o sıfatın aslında sadece kafamızda beliren sade bir isimden ibaret olduğunu tahayyül edebiliyoruz. O renge yeşil denmesinin sebebi; ismini ilk koyan öncülün o ismi seçmesiydi. Albert örneğinde de olduğu gibi yaşadığımız hayatın en önemli biriminin zaman kavramı olduğu bir ekosistemde, insanoğlunun çok yaşlı olduğu bu çağlarda zamanın dahi yeni yeni keşfediliyor olması aslında ne kadar aciz canlılar olduğumuzu gösteriyordu. İnsanoğlunun en büyük sorunu, hayatımıza giren her yeni bilgide doğayı, insan beynini ve çevremizde gerçekleşen her olayı biraz daha kavramaya başladığımızda aslında yeteri kadar da akıllı canlılar olmadığımızı görmekti. Bu da insanın her birim bilgiyi kendine benimsettiğinde İber Hoca’nın da tabiriyle ne kadar da ‘’cahil’’ varlıklar olduğunu insana gösteriyor. Bilgiyi bünyeye alırken, daha da cahilleşmek. Muazzam bir paradoks. Bilgiyle kalın.

‘’Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.’’ Sokrates.

35

Yorum Yok

Yorum Yaz