Puslu Kıtalar Atlası Romanında Kader Anlayışı

Puslu Kıtalar Atlası Romanında Kader Anlayışı

Puslu Kıtalar Atlası Romanında Kader Anlayışı

Değerli dostum Ahmet Faik ÖZATEŞ’ in kaleminden

İnsanların kader hakkında düşündükleri yüzyıllardır tartışma konusu olmuştur. Kimileri kaderin değişmesinin imkânı olmadığını öne sürer, kimileri ise kader de açık kapılar vardır ve insan iradesi bu kapıları seçebilir ve her ne kadar sonuç yaratıcı tarafından bilinse de insan bu sonuca ulaşırken seçeneklere sahiptir diye düşünür. Bu iki ana düşünce çoğunluk desteğe sahiptir. Bu düşünceleri baz almasına rağmen kader bağlamında birbirinden farklı akımlar mevcuttur. Bu akımların kadere bakış açısı ve bu bakış açılarının Puslu Kıtalar Atlası adlı romandaki yerini tartışacağız. Ayrıca kader kavramının insan hayatındaki yeri çok önemli bir alan teşkil ediyor. Bu yüzden Puslu Kıtalar Atlası adlı romanda da bahsi geçtiği gibi kaderin bize seçenekler sunduğu gerçeğini, kanıtlayıcı ögelerle tartışacağız.

Öncelikle, kader kavramı iki farklı perspektiften incelenmesi gereken bir kavramdır. Yaratıcı ve yaratılan olarak ayırabileceğimiz bu iki pozisyon tabiri caiz ise kader kavramının ne kadar ince bir tel üzerinde dans ettiğini bize gösterir. Birçok kavramın içinde bulundurduğu zaman ve mekan bağlamı, kaderin yaratıcı perspektifinden baktığımız zaman olaya dahil olmuyor. Zaman ve mekândan bağımsız olarak düşünebileceğimiz yaratıcı, kader olarak atfettiğimiz olayların başından sonuna zamandan ve mekândan bağımsız olarak biliyor. Dolayısıyla yaratıcı nezdin de olayları olmuş bitmiş hükmünde kabul edebiliriz. Bunu bir örnekte belirtmek gerekirse, bir insanın büyük bir boşlukta bir karıncayı izlemesidir. Karınca çok az bir mesafeyi görebiliyorken, insan karıncanın gidebileceği her yeri görüyor. Bu pozisyonda karıncanın vereceği kararlar doğrultusunda izleyeceği yol hali hazırda insan tarafından bilinip görülüyor. Diğer perspektif olan yaratılan ise zaman ve mekân bağlamının tam içinde ve irade sahibi bir pozisyonda bulunuyor. Yaratılan önüne çıkan yollar ve seçenekler doğrultusunda kararlar veriyor ve yaşıyor. Ama hali hazırda yaşanmış ve yaşanılacak olan olaylar zaten yaratıcı perspektifinde biliniyor. Yaratılan insan kaderinin çizildiğinden haberdardır fakat sonunda ne olacağını bilemez. Bu kader anlayışı tüm insan kesimlerinde aynı şekilde kabul görmüyor. Farklı düşünce akımları mevcut, aynı zamanda bu düşünceler başta belirttiğimiz değiştirilebilir veya değiştirilemez kader anlayışları temel alınarak geliştirilmiş ve takip edilmiş akımlardır.

Kader anlayışlarından birine sahip olan İslami bakış açısı, her ne kadar eninde sonunda ne olacağı yaratıcı tarafından bilinse de irademizin kaderimizle bağlantılı olduğu ve arasındaki ilişkinin farklılıklar doğurabileceği yönündedir. Kitapta “kader” kelimesi çok sık geçmese de Bünyamin karakterinin başından geçen olaylar onun kaderinde olan ve vuku bulması gereken olaylardı. Çünkü bu olayları Uzun İhsan Efendi karakteri kitapta puslu kıtalar atlası isimli kitabında yazmıştı. Kitap hakkında farklı görüşler söz konusu. İnsanlar, kitabın içindeki karakterin aynı zamanda kitabın gerçek hayattaki yazarı olduğunu söylüyorlar. İhsan Oktay Anar bu şekilde insanları düşündürücü bir ikileme sokmuştur. Kitabın içinde yazdığını söyledikleri şeyler yani Bünyamin karakterinin başına gelen olaylar gerçek hayattaki kitabın içinde de mevcut. Bu pozisyon “kader” kavramı kadar karmaşık ve kafa karıştırıcıdır. Kitapta bahsi geçen kader Bünyamin karakterinin kitap boyunca seçtiği yollardır aslında. Bünyamin karakterinin hangi yolu seçeceği bellidir ama karşısına birçok ikili seçenek çıkar. Örneğin, lağımcı olarak gitmeyi tercih etmese o Puslu Kıtalar Atlasını almayabilir, bulduğu hiçlik parasını (kara para) saklamayıp vermesi gereken yere verebilirdi. Bu seçenekler vuku bulsaydı romanın geri kalanı farklı şekilde gerçekleşecekti. Fakat yazar bunların böyle seçileceğini önceden biliyordu çünkü yazan kişi o olayın gerçekleşmesini ve olayın gerçekleşmesine kadar olan ki süreyi yazan kişidir aynı zamanda. İhsan Oktay Anar, kitabın yazılımını romanındaki karakterine verince, romandaki karakter, oğlu olarak hayal ettiği Bünyamin’i ve onun başına gelecekleri kitapta yazmış oldu. Yani kendi hayalinin kaderini hayal etti. Hayalini yönlendirme yetisine sahip bir varlık olan insan sonunu bildiği bir şekilde olayları oynattı, seçenekler sunuldu, seçimler yapıldı ve olaylar vuku buldu. Bu romanda Bünyamin karakterinin kitap boyunca yaşadığı olaylar henüz o evinde dururken babası tarafından hayal ediliyordu. Babası yani yaratıcı perspektifinde kabul ettiğimiz Uzun İhsan Efendi karakteri, olayların başından sonuna kadar hepsini hayal eden dolayısıyla sonuçtan ve sonuca giden yoldan haberi olan kişidir. Bu pozisyondayken yaşayan perspektifinde olarak kabul ettiğimiz Bünyamin karakteri ise olaylar başından geçerken sonuçtan habersiz bir şekilde vermiş olduğu kararlarla sonuca ulaşmaya çalışır. Mustafa İslamoğlu’nun, Kader Risalesi ve Şerhi kitabında belirtildiği üzere İslami kader anlayışı, yaratıcı ve yaratılanın bakış açılarında iki farklı perdede inceler. Yaratıcı bahsettiğimiz gibi kaderi yaratandır, yaratılanı yaratandır aynı zamanda yaratılanın sahip olduğu iradeyi de yaratandır. Bunları yaratan yaratıcı olduğu için kaderin sonucunu zaten bilmemesi gibi bir durum söz konusu değil. Yaratılanın iradesi yaratıcı tarafından yaratıldığı için, iradesiyle seçeneklerde seçim yapacak olan yaratılan, seçimleriyle yaratıcının yarattığı sonuca ulaşır. Bu durumda ne yaratılan bir kafeste sadece yazılanı yaşamış oluyor nede olay yaratanın bildiği sondan başka bir şekilde sonlanıyor. Bu anlayış ve bakış açısı hem kendi günümüz hayatında hem de Puslu Kıtalar Atlası adlı roman için çok uyumlu bir anlayıştır. Çünkü Bünyamin karakterinin ve onun babası olarak geçen Uzun İhsan Efendi karakterinin pozisyonları ve yaşadıkları aynı bu yaratıcı ve yaratılan ikilisinin rollerini dolduracak nitelikte. Bünyamin’in kendi kararlarıyla, lağımcı olmayı seçmesi, Ebrehe’nin getirttiği kızla sadece konuşması, mehdi zannedilen adamın aslında mehdi olmadığını öğrenince Ebrehe’nin hayatını üzerine yaşadığı bilginin yalan olması ve buna rağmen Ebrehe’nin sözüne uyup kara parayı Ebrehe’nin cesedinin ağzına koyup bir daha bulunmamasını seçmesi onu bir noktaya ulaştırdı. Kısaca, Bünyamin yaratılan perspektifinden bakıldığında kendisini olması gerektiği gibi, iradi kararlarıyla sonuca ulaşmasını, yaşamış oldu. Yaratılan perspektifinde olarak kabul ettiğimiz Uzun İhsan Efendi’nin bakış açısından ise hayal edildiği gibi olaylar cereyan etti ve kaderi değişmemiş oldu. Hak bela yazmaz, kul azmadıkça, kula bela gelmez hak yazmadıkça sözü halk arasında İslami kader anlayışını özetleyebilecek en basit cümledir.

Kader hakkındaki bir başka düşünce akımı olarak kabul edebileceğimiz algı ise determinizmdir. “Determinizm, evrende olup biten her şeyin bir nedensellik bağlantısı içinde gerçekleştiğini, fiziksel evrendeki ve dolayısıyla da insanın tarihindeki tüm olgu ve olayların mutlak olarak nedenlerine bağlı olduğunu ve nedenleri tarafından koşullandığını savunur” (Kazanç, 2007). Yani determinizm gerçekleşen her olayın bir sebebe dayandığını ve değiştirilebilecek herhangi bir şey olmadığını ve geleceğin geçmişte yapılmış olaylar sonucunda gerçekleştiğini savunur. Determinizme göre Bünyamin karakterinin yaptığı seçimler o henüz yeni doğmuşken bile bellidir. Buna göre Bünyamin karakterinin başından geçen bu maceralar önceden düzenlenmiş ve aksi gerçekleşemeyecek olaylardır. Roman boyunca Bünyamin’in bir sürü açık kapısı olması ve bir insan olarak iradeye sahip olması gerçekleri tartışılamaz. Fakat karakter hep seçtiği yolda bir tıkanıklık yaşadığı zaman elindeki Puslu Kıtalar Atlasında ihtiyacı olan yeri görüyor yani bize o noktaya gelinmesinin kaçınılmaz olduğu hissini uyandırıyor. Yaratıcı perspektifi olarak kabul edebileceğimiz Uzun ihsan Efendi, oğlunun başından geçecek olayları hayal ederken onun, ona vereceği atlasın içinde açacağı sayfaları da hayal etmişti. Yani bunların gerçekleşmesinin sebebi hayal edilmiş olmasıydı. Determinizmde esas kabul sebeplere bağlantılı olma durumudur. Bu durumda Bünyamin’in bu iradi kararları verirken belirli sebepler olması gerekmekte, ama her vukuatın bir hayal üzerine olduğu romanda okuyucu olarak geçmiş zaman hakkında sebep sonuç ilişkisi kuramayacak kadar az bilgimiz bulunmaktadır. Bu durumda bu romanın determinizm bakış açısıyla irdelenmesi zor oluyor. Romanın içinde erken gerçekleşmiş olayların sonrasında gerçekleşen olaylara etkisini incelememiz gerekirse, elbette ki yapılanlar bir sonraki yapılacakları etkiler niteliktedir. Fakat bu durum kitabın sonlarına geldiğimizde geçmiş olarak kabul edebileceğimiz olayların değişiklik arz etmesinin, kitabın sonunun yaratıcı perspektifi tarafından bilinmemesi anlamına gelmez. Yapılan değişiklikler yaşayan perspektifinde ciddi değişiklikler doğurur sonuç değiştirilmiş gözükür ve determinizm anlayışı bu perspektiften bakıldığında romanla bağdaştırılabilir bir hal alır. Çünkü geçmişte yapılan şeyler değiştirildiği zaman bunun sebepler zinciriyle gelecekte olacak olayları etkilememesi çok zor bir ihtimal. Yaratıcı perspektifinden baktığımızda sonucun değişmediği gerçeği ise determinizm anlayışının kitaba olan uyumunu tekrardan azaltır. Bu pozisyon yaratıcı perspektif gerçeğini içinde bulundurmayan her düşünce akımı için geçerlidir. Determinizmin Puslu Kıtalar Atlası adlı romanın içinde kesinlikle yeri vardır çünkü determinizm anlayışı başlıca kader üzerine kurulmuş bir anlayıştır. Fakat anlayışın kitaba uyarlanması biraz zorlama olacağı için determinizm, romanın mantalitesinde pek yer edinmiyor.

Kader, ismi üzerinde olarak kullanılan bir başka düşünce olan kadercilik anlayışının temelinde yatar. Kadercilik bir çok kitle tarafından determinizm ile ayırt edilmez ve aynı düşünce olarak kabul edilir. Fakat aralarında çok önemli farklılıklar vardır. “Determinizm, geleceğin geçmiş tarafından şekillendirildiğini söyler, fakat kaderciliğe göre geçmiş ne olursa olsun, gelecek değiştirilemez. Determinizm geçmiş ile gelecek arasındaki bağlantıları öne sürerken, kadercilik bu tür bağlantıları reddeder” (Horner, 2006). Bu farklar dolayısıyla kader anlayışı üzerine inşa edilmiş düşüncelerden biri olan kadercilik anlayışının Puslu Kıtalar Atlası adlı romanına uyumu aynı determinizmin romana uymaması gibidir. Kaderciliğe göre elimizden gelen hiçbir şey olmaması durumu insanın kapalı bir kapanda bulunduğunu söylemesi ile aynı manaya çıkıyor. İradeyi külliyen yok saymasa da irade ile kader arasındaki bağlantıyı yok sayan bir düşünce olan kadercilik, romanda işlenen kaderden bir nebze uzakta bir anlayış. Çünkü romanda Bünyamin karakteri iradesinin etkisiyle kararlar verip kendine bir yol çiziyor bu yolda karşısına çıkan şeyler hali hazırda babasının verdiği atlasta bulunuyor olsa bile Bünyamin aslında iradesiyle verdiği kararlar doğrultusunda başına geleceklere yön veriyor. Sonucun değişmemesi, ne yapılacak sorusunun cevabının bilinmesi yaratıcı perspektifinden bakıldığı zaman doğru gözüküyor. Çünkü olayları hayal eden Uzun İhsan Efendi’nin bakış açısından bakarsak zaten bu olayları hepsini hayalinde yaşadı ve sonuçları, aynı zamanda sonuca giden yolu biliyordu. Fakat yaşayan yani Bünyamin karakterinin bakış açısından kadercilik anlayışı bir kafese benzetilebilir. Kitabın başından sonuna kadar Bünyamin’in başından geçen olayların, kara parayı bulması, Ebrehe’nin hayatını kurtarması, uyuya kalan bekçiyi bulması hepsi Bünyamin’in kitap boyunca verdiği kararlar doğrultusunda ulaştığı sonuçtur. Dolayısıyla kadercilik anlayışı, bahsettiğimiz perspektifleri göz önünde bulundurursak determinizmin tam tersi niteliğindedir. Anlam olarak aynı olmasa da birbirlerine yakın gözüken bu iki algı ele aldığımız parametrede birbirinden çok farklı, neredeyse zıt iki algı diyebiliriz. Bu durumda, bir kader anlayışı olan kadercilik, Puslu Kıtalar Atlası adlı romanda işlenmiş kader anlayışıyla uyuşmamaktadır.

Bir başka kader anlayışına sahip olan topluluk ise muteziledir. Mutezile görüşünü İslami kader anlayışıyla aynı kefeye koyan insanlar vardır. Fakat mutezile İslami kader anlayışının çok uzağındadır. Savunduğu görüş doğrultusunda, yaratıcının herhangi bir hükmü olmadığını ve yaşanılan olayların hepsinin, yaratılmış olanın yarattığını düşünür. Bu düşünce, Puslu Kıtalar Atlası adlı romanın zihniyetinin çok uzağındadır. Çünkü yaratıcı perspektifinde kabul ettiğimiz Uzun İhsan Efendi karakteri ve onun hayalleri kitabın tamamını oluşturuyor. Yani yaratıcının kader üzerindeki etkisini yok saymak demek romanı baştan sona yok saymak demektir. “Mutezile, görüşlerinden biri olan al-Adliye yani adaletli olmanın önemi, doğrultusunda kendilerine kaderi inkâr edip, insana kendi fiilini yaratma kudreti vermişlerdir” (Işık, 1967, s.57). Mutezilenin bu görüş sapması onu İslami kader anlayışından ayırmıştır. Basit olarak insanın kendi kaderini yaratması görüşünü savunan mutezile, kitabın tamamına ters olduğu için her iki perspektiften de bu görüş mantığa oturmuyor. Bünyamin karakterinin yaptığı davranışlar kendi yarattığı bir şey olması için iradesini kendisinin oluşturması gerekirdi. Ama önceden de belirttiğimiz gibi yaratıcı yaratılanı, yaratılanın iradesini, yaratılanın kaderini yaratmıştır. Bu durumda Bünyamin karakterinin romanın başından sonuna kadar kendisi yaratmıştır dememiz kitabın içeriği ile bağdaşmaz.

Kader bağlamında öne sürülmüş fikir algıları olarak ele aldığımız mutezile, kadercilik, determinizm ve İslami kader anlayışı, birbirinden farklı olmakla birlikte kabul ettiği kader anlayışının gerek günümüz hayatına gerekse Puslu Kıtalar Atlası adlı romana uyarlanması durumunda ne gibi eksikliklerin açığa çıktığını tartıştık. Mutezile görüşünün savunduğu kader anlayışı gereği yaratıcının kader de hiçbir etkin rolü bulunmamaktadır. Yaratılan iradi kararlarıyla kendi kaderinin yaratmaktadır. Fakat bu düşünce romanda bahsi geçen ve yaratan perspektifinde kabul ettiğimiz Uzun İhsan Efendi karakterinin kitaptaki rolünü hiçe indirir. Bu durumda, mutezile anlayışının kader hakkındaki görüşünün kitapta bahsi geçen kaderle hiçbir şekilde uyuşmadığını gördük. Determinizmin tanımı gereği sebepler zinciri şeklinde devam eden hayatımızın ele aldığımız iki farklı perspektiften sadece yaratılan perspektifine uyduğunu gördük. Kadercilik düşüncesinin ise savunduğu kader anlayışının bahsettiğimiz iki perspektiften sadece yaratan perspektifine uyumlu olduğunu gördük. Bu iki görüş insanların genelde tartıştığı kaderin değiştirilip değiştirilemeyeceği sorusunun tam olarak cevaplarını içeriyormuş gibi gözükse de her iki görüşünde tam olarak dolduramadığı bir kader anlayışının varlığını Puslu Kıtalar Atlası adlı romanda hissediyoruz. Bu kader anlayışlarını tamamlayacak niteliğe sahip kader anlayışı olarak yazdığımız İslami kader anlayışı ise yaratılan ve yaratan perspektiflerinin her ikisinden de bakıldığında mantıklı gelir. Yaratanın her şeyi biliyor olması ve yaşayanın yaşayarak öğrenecek olması yine yaratanın bize verdiği irade ile düşündüğümüzde mantıklı olan taraftır. Bu kader anlayışının kitapta fazla üzerinde durulmaması, kaderle alakasız olduğunu söylememiz için yeterli değil. Üzerine birçok yazı yazılmış olan bu kitabın hakkında kader anlayışı üzerine yazılmış bir yazının olmaması da insanları kader gibi kafa karıştırıcı ve felsefi bir kavramın üzerinde fazla durmadığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Kaynakça

  • Kazanç, Fethi Kerim. İslam Kelamında İnsan Fikirleri Bağlamında Kader Anlayışı. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 2007, 4, 131-132
  • C. H. Horner, E. Westacott. Felsefe Aracılığıyla Düşünmek (Ahmet Arslan, Çev). 11- 12
  • Işık, Kemal. Mutezilenin Doğuşu Ve Kelamı Görüşleri. Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1967. 55-58.
  • İslamoğlu, Mustafa. Kader Risalesi Ve Şerhi. İstanbul: Düşün Yayıncılık, 2012. 91-156

         Ahmet Faik Özateş

2

Yorum Yok

Yorum Yaz