Prof. Dr. Yavuz Bayram ile Röportaj

Prof. Dr. Yavuz Bayram ile Röportaj

Prof.Dr. YAVUZ BAYRAM hocamızın alanı Eski Türk Edebiyatı’dır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Ben derslerine giren bir öğrencisi olarak ders içeriği ile hayatı algılayış sentezine hayranım. Bilgi yüklü balonları oluşturup içine hayatı yerleştirmesi beni etkilemektedir. Dersinde aldığım notlar sadece sınavları için değil benim hayata bakış açıma dair kazandığım notlardır. Bu notlar kendimi geliştirmeme olanak sağlamıştır. Mütevazı duruşu, girişimci yapısı hocam ile bu röportajı yapmama vesile olmuştur. Röportajı gerçekleştirirken yaşanılan dakikalar benim hayatımda önemli bir yere sahiptir. Bana kıymetli vaktini ayıran Yavuz BAYRAM hocama teşekkür ediyorum. Bu röportajı gerçekleştirirken fotoğrafımızı çeken Melek Çelikoğlu arkadaşıma da ayrıca teşekkür etmekteyim.

  • Eski Türk edebiyatına yönelme sebebiniz nedir?

Bu alana yönelmeye yüksek lisans aşamasında karar verdim. Benim kararım şöyle oldu. Yüksek lisans sınavı müracaatı sırasında bizden bir ayrım istemediler. Sınav yapılacağı zaman Celal TARAKÇI hocamız sınavdan önce eski, yeni ve halk edebiyatına gireceklerin sıralarının ayrı ayrı olduğunu söyledi. Yeni Türk edebiyatını isteyenler çoğunlukta olduğu için bende eski Türk edebiyatı sınavı olan yere geçtim. Üniversite de döneminde yeni mi eski mi ayrımı yapamıyordum o kararı orada verdim. Bu alanda olmaktan çok mutluyum, alanımı sevmekteyim. Önceden de bu alana ilgim tabii ki vardı.

  • Kendi üniversite hayatınız ile günümüzdeki üniversite hayatının karşılaştırmasını yapacak olursanız neler söylemek istersiniz?

Bizim dönemimizde biz kitaplara bağlı çalışıyorduk. Şimdiki zamanda ise internet ve bilgisayara bağımlı çalışma yapılmaktadır. Bunu eleştiri olarak söylemiyorum.  Bizim dönemimizde ulaşmak istediğimiz kaynağa ulaşamadığımız oluyordu lakin şimdi ulaşma durumu daha kolay. Fazla fark görmüyorum, çağın getirdiği farklılıklar var elbette. Hocalar aynı üslupla, öğrenciler öğrenci psikoloji ile devam ediyor. Bizim zamanımızda daha iyiydi ifadesine karşıyım. Bizim zamanımızda da çalışkan olan ve olmayan öğrenciler varken bugünde bu durum söz konusudur.

  • Sizce günümüzde herkes kitap yazabilir mi?

Sosyal medyanın, telefonda mesajlaşmanın, bilgisayar kullanımının arttığı bu zamanda kitap yazmak zorlaştı. İçerik üretimi bakımından da zorlaştı. Şimdi herkes yazabiliyor. İnsanlar şiir yazıyor sosyal medyada paylaşıp şair oluyor. Okura ulaşmak daha da kolay oluyor. Kitap basımı eskisine göre daha kolay hale gelmiştir. Kitap yazmak görünürde kolay ama gerçekte daha zordur. Önceden insanlar duygu ve düşüncelerini biriktirerek yazıyordu. Şimdi ise biriktirmeye vakit kalmıyor, aklına ne gelirse hemen paylaşıyor. Bu yüzden bir şeyler birikmiyor oysa bir şeylerin birikmesi ve demlenmesi lazım. Zamana ihtiyaç vardır. Günümüzde yazmak daha da zorlaşmıştır.

  • Yazarlık öğrenilebilir bir iş midir yoksa doğuştan gelen bir yetenek midir?

‘Yazarlık da şairlik gibi doğuştan geliyor.’ düşüncesine, ‘Öyle bir yeteneğiniz yoksa yazamazsınız.’ ifadesine bir eğitimci olarak hiç katılmıyorum. Bir bakımdan şairlik bir yetenek işidir diyebiliriz. Çünkü insanın şairliğe yatkın bir yaradılışı olması gerekir. Lakin yazarlık da bir yetenektir ama geliştirilebilir bir yetenektir.  Kişi emek vererek daha iyi yazmayı öğrenebilirler. Sonuç alınabilecek bir etkinlikle yapılması gerektir. İnsanlara nasihat ederek şöyle yaz, böyle yaz diyerek değil de somut yöntemler kullanılmalıdır. Tıpkı matematikte kuramsal bilgiden sonra alıştırma verilmesi gibidir. Bize böyle şeyler lazım. Cümle kurmanın binbir yolunu öğrenip alıştırma yapılması gerekmektedir. Ondan sonrası yazma sıklığı ile gelişmektedir. Giriş, gelişme ve sonuç öğretilerek yazma becerisi geliştirilemez.

  • En çok satanların edebi değerini nasıl buluyorsunuz?

En çok satılıyorsa bir değeri vardır lakin en çok satan kitaplar en değerli kitaplar mıdır? Bunu tartışmak lazım. Çünkü popüler olanın her zaman dezavantajı vardır.  Acaba daha çok insan okusun diye mi yoksa maksatlı mı yazıldı? Daha çok okunsun diye yazılan eser daha çok satılsa bile daha değerli olmayabilir. En çok satılmış olmayı bir ölçü olarak alabiliriz ama tek ölçü olarak asla alamayız. Çok satıldıysa elbet bir değeri vardır. Bir eser sadece reklamı çok iyi diye satılmış olamaz. En çok A kitabı satıldıysa en değerli kitap A kitabı değildir. Bu her dönem için geçerlidir. 

  • Sizin okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar, şairler kimlerdir?

Alanımı düşünürsek Divan şairleri içinden çok sevdiğim isimler var. Günümüze ve geçmiş arasında değerlendirme yaparsam şu şekildedir. Necati Bey’ i ben seviyorum daha güncel geliyor. Günümüze ulaşan bir şair olarak görüyorum. Fuzuli’yi hepimizin bilmesi gerekmektedir. Aşkı ve hayatı doğru öğrenmek için Fuzuli’yi mutlaka okutmalıyız. Gençler mutlaka bilmelidir. Günümüzde kadına şiddet olaylarının azalmasını istiyorsak önce insanımızın kadını ve aşkı Fuzuli’nin gözüyle okuması gerektiğini düşünüyorum. Hayata, aşka, kadına Fuzuli gibi bakan insanlar kabalaşamazlar. Genç ve yetişkinlerin bilmesi gerekmektedir. Kadın cinayetlerini  daha çok yetişkinler gerçekleştirmektedir. İnsan, sevdiği insanı silahla öldürüyor, benzin döküp yakıyor… Bunu Divan şairinden bekleyemezsiniz. İyi bir şair böyle kabalıklar yapmaz. Nabi, Şeyh Galip, Nedim’i okuyorum. Günümüzde Sezai Karakoç’un, Cahit Zarifoğlu’nun ihmal edildiğini düşünüyorum.

Benim için bir kişiyi okuyacaksın sadece deseler ben Mustafa Kutlu derim. Kutlu’yu okuduğum zaman beni anlattığını görüyorum. Bizim insanımızı anlatıyor. Benim çevreye karşı daha duyarlı olmamı sağlayan durum Kutlu’nun hikâyelerinde bulunmaktadır.  Mesela ‘buldozerlerin dişleri toprağa saplandığı zaman… diye başlayan, ‘tarla kuşunun şarkısı ansızın kesildiği zaman…’  gibi ifadeleri çok hoşuma gitmişti. Orada şunu demiyor:’ Çevreye karşı duyarlı olun.’ Siz o hikâyeden insanların çevreye kaba davrandığını düşünmeye başlıyorsunuz. O düşünce size çevreye karşı duyarlılık kazandırıyor. Bu duyarlılık içten geldiği için samimi duyarlılık oluyor ve etkili oluyor. Kutlu’nun Türkçemizi çok güzel kullandığını düşünüyorum. Türkçemizin zenginliğini oluşturan kelimelere karşı hassas davrandığını düşünüyorum. Onun sayesinde birçok kelime unutulmaktan kurtulmuştur. Akademisyenliğin başında daha çok fazla okuyordum Kutlu’yu. Benim üslubumu etkilediğini hissediyordum. Bende onun gibi bakmaya başladığımı düşünüyordum. Bir yazarın yapabileceği belki en güzel şey en etkili şeylerden birisi okurunu etkilemektir. Bu bağlamda Mustafa Kutlu benim için çok önemli bir yazardır.

  • Öğretmen yetiştirmek üzere üniversite öğrencisi alımındaki sınavların yapılmasını nasıl buluyorsunuz?

Bu sınavlar biraz kaçınılmaz. Buradaki asıl mesele öğrencilerin toplu sınava girmesi ve sınavların test usulü olmasıdır. Örneğin Türkçe Bölümüne gelen öğrenci neredeyse tüm Türkçe sorularını doğru cevaplayarak geliyor. Sonradan öğrencinin bu kadar da iyi olmadığını görüyoruz. Peki, nasıl oluyor bu? Test ölçeği ile öğrencinin durumunu ölçemiyoruz. Açık uçlu sorular olsa hem gerçekleştirilmesi zor hem okunması zor olmaktadır. Hele adaletli okunması daha da zordur. İdeal olmasa bile mevcut durumda soruların nitelikli hale getirilmesi ile devam ettirilmelidir.

  • İyi insan olma yolunda önerileriniz nelerdir?

İyi adına bir şey yapılacaksa iyi bir insan olarak örnek olunmalıdır. Bu daha etkilidir. Mesela bir söz var: ‘İyisini bilsem kötüsünü söylemezdim.’  Benim için önemli bir durumdur bu. İnsan olarak iyi ve güzel olan bir şeyleri  öğrenmeye çalışmalıyız.  İnsanların iyi olmaya kendini geliştirmeye ihtiyacı var. Neticede bakıyoruz kadın cinayetlerinden bahsettik az önce, bunları yapanların çoğu yetişkin. Toplumda soruna yol açan kesim çoğunlukla gençlik değil yetişkinlerdir. Biz eğitimde çocuklara odaklanmışız. Aslında eğitime en az ihtiyacı olan çocuklardır. Biz çocukların duygu ve düşüncelerini korusak yeterli olacağız. Çocuk ve genç kesim genele göre daha az çıkarcıdır diyebiliriz. İnsanlar belli yaşlardan sonra daha çıkarcı olabilmektedir. Dünyada caydırıcı cezalar olmadığı için biz ne yapabiliriz noktasına gelecek olursak iyi örnekleri öne çıkarmamız gerekmektedir. Örneğin iyi bir öğretmen, diğerlerine göre daha fazla maaş almıyor. Bunun yanında iyi öğretmenlerimizde vardır.

Bazı örnekler vermek istiyorum. Benim çocuğun okuluna gidip öğretmeni ile görüşmek istediğimi söyledim.  Öğretmenin orada olmadığını söylediler. Nerede, diye sordum. Öğretmenin öğrencilerinden biri okula gelirken ıslanmış. Onu o halde bırakmamış, almış arabasına eve götürmüş üstünü değişmesini bekleyip okula tekrar getirmiş. Böyle öğretmenlerimizde var. Fakat lise son sınıfta öğrencileri serbest bırakıp ‘Siz sınavınıza çalışın.’ deyip akıllı tahtadan araba modellerine bakan öğretmen de var. Tüm öğrencilerin gözü önünde yapıyor bunu. 

Diğer çocuğum Seyfi Demirsoy Okulu’nda (İyi öğretmenlerin reklamının yapılması gerek  dedik o halde bir kez de biz yapalım. deyip güldüğümüz an.) okumaktadır. Biz 24 Kasım Öğretmenler Günü için sınıf temsilcisi ile görüştük. Ne yapalım, diye. Sınıf temsilcisi öğretmenimiz hediye kabul etmeyeceğini bana dönem başında sıkı sıkı tembih etti, dedi. Geçen sene boş bulunup almak zorunda kaldım bu yıl kabul etmeyeceğim, zaten devlet bana buradaki görevim için maddi olanak sağlıyor. Manevi olarak öğrencilerim hediyelerini bana veriyorlar zaten, demiş. Böyle öğretmenlerimizde var hediyesini oturup velilerle konuşan öğretmenlerimizde. O yüzden biz iyi örnek olmalıyız, örnek olanı öne çıkarmalıyız. Örnek olan kişi önemsenmek için bunu yapmaz elbette ama biz onurlandırmalıyız. Bunları gündeme taşımalıyız.

Öğretmenimize bu keyifli röportaj için teşekkür ediyoruz.

15

Yorum Yok

Yorum Yaz