POSTMODERN BİR ROMAN GÖLGESİZLER

POSTMODERN BİR ROMAN GÖLGESİZLER

Hasan Ali Toptaş’ın postmodern ögelerini çokça barındıran eseri Gölgesizler, Yunus Nadi Roman Ödülü ile en çok okuyucuya ulaşmış eserlerinden biridir. Gölgesizler ismi ile dikkatleri üzerine toplayan roman, ilk okunuşta okuyucunun zihnini bir müddet soru işaretleri ile yormuştur. “Kar neden yağar kar?” diye düşündüren sorusu ile akıllarda iz bırakan, romanın sonunun okuyucuya bırakıldığı bir kayboluş anlatısıdır. Roman 2009 yılında sinema filmine çekilmiş, yönetmenliğini Ümit Önal yapmıştır.

Varoluşçuluk çatısı altında toplanan düşünür ve yazarların birbirinden bağımsız birçok eserine konu olan bir akımın başlığı altında toplanabilen eserlerin arasından sıyrılmış ve kendini göstermiştir. Gölgesizler’de kişinin varlığını sorgularken bir taraftan bunalıma girmesi romanın etkileyiciliğini bir doz daha arttırmış olup Türkiye’deki okuyucuları bambaşka bir dünyaya sürüklerken, aslında çok normal bir hayat yaşadıkları düşünülen yaşamların farklılığını gözler önüne sürer. Bir kayboluşlar anlatısı olan Gölgesizler’de anlatılan kaybolanlar, yok olanlar ve kayıplara karışanları sizlere kısaca aktarmak istiyorum.

CINGIL NURİ

Türkiye’de nerede geçtiği belli olmayan bir köyde geçen olay örgüsünün ilk basamağı yıllar önce köyün berberi olan Cıngıl Nuri’nin kayboluşudur. Nasıl kaybolduğuna dair hiçbir bilgi, hiçbir iz bulunamamıştır. “Birdenbire derisi dar gelmiş bedenine; elleri kollarına, ayakları bacaklarına uymaz ve gözleri görmesine yetmez olmuş.”  diye bahsi geçen bu söz bir kayboluşun başlangıcı, insanların var olanı sorgulayışı, belirsizliklerin keskin bir çizgisi haline gelmiştir. Cıngıl Nuri’nin eşi arkasından günlerce, aylarca hatta yıllarca gözyaşı dökmüş Nuri geri gelmemiştir. Köyün muhtarı bu kayboluşun üzerine şehre mektuplar göndermiş, her yerde Nuri’yi aratmış, sormuş soruşturmuştur.

Tanrı’nın Nuri’yi belki bir kuş, belki bir kertenkele, belki de bir av köpeğine dönüştürmüş olabileceği söylentisi çıkmıştı. Köydeki ilk muhtarlık seçiminin yapıldığı yıl Cıngıl Nuri’nin kayboluşu muhtara büyük sorumluluk yükünü yüklemiş ve ardı sıra gelen felaketlerin küçük bir başlangıcı olmuştur.  Yıllar sonra Cıngıl Nuri çıkar gelir köye. Köy eski köy değil berber dükkânı artık onun değil şehirden gelen yeni berberindir.  Yıllar sonra köye dönen Cıngıl Nuri’nin köye gelişini hiç yadırgamamış onu eskisi gibi karşılamışlardır. Yıllardır nasıl ortadan kaybolduğu belli olmayan o değilmiş de yeni berber Cıngıl Nuri’nin kimliğine bürünmüş gibiydi adeta.

GÜVERCİN

Güvercin, köyün güzeller güzeli, altın sarısı saçları ile gönülleri çelen en genç en güzel kızıdır. Cıngıl Nuri’nin kayboluşunun ardından köyde oluşan büyük bir korku silsilesi eşiğinde Nuri aranırken bir de ne olsun köyün güzeli Güvercin’i kaybolmuştur. Muhtar ne yapacağını bilemez hale gelmiştir. Güvercin kaybolamazdı olsa olsa kaçırılmıştır diye savunmalara girişen köy halkı köyde bir kişinin daha kaybolmasına göz yumamaz, göz yummamalıydı. Genç bir kız nereye gidebilir sorusunun bütün cevaplarını eksiksiz bir şekilde bulmaya çalışan başta muhtar sonra köyün bekçisi cevaplara sessiz kalmıştır.

Aramalar devam ederken köyün genç delikanlısından şüphe edilir. Güvercin’e âşık olduğu, aşkından Güvercin’ini kaçırmış olduğu iddia edilir.  Güvercin’i kaçırmış olabilir mi? Genç kişi Cennet’in biricik oğludur. Cennet’in oğluna işkenceler edilir, köy odasına kapatılır. Fakat bu işten de hayır çıkmayınca muhtar pılını pırtını toplar, bu işin böyle olamayacağını düşünür ve şehre gidiyorum ben diye çıkar gider.

Günler geçtikten sonra bir gün Cennet’in oğlu Güvercin’i bir ağaç kavuğunda bulmuş, kucağında köye getirmiştir. Güvercin’i gören herkesin ağzı açık kalmış, gözleri büyümüş, ne diyeceklerini bilememiş dilleri tutulmuştur. Bir de ne olsun Güvercin hamile olduğu anlaşılınca adı lekelenmiş kız ahıra kapatılır. Güvercin’in doğuracağı zamanlar köyde gezen bir ayı öldürülmüştür. Güvercin doğum yaptıktan sonra yanına giren köy kadınları korkunç çığlıklarla dışarı fırlamıştır. Akıllarda soru işareti ile biten bir kayboluş anlatısında Güvercin nasıl hamile kalmıştır?

CENNET’İN OĞLU

Güvercin’in kaçırılmasından sorumlu tutulan köyün genç delikanlılarındandır. Güvercin’in kaybolmasının ardından ardı sıra gelişen olaylar en çok Cennet’in oğlunu derinden sarsmış, genç ne olduğuna anlam vermeye kalmadan ne olduysa olmuştur. Muhtar köydeki kayboluşlardan korktuğu için mi bilinmez ama Güvercin’i kaçıranın Cennet’in oğlu olduğuna emin hareketler içerisindedir. Gencin bu durumu kabul etmesi ve Cennet’i geri getirmesi için muhtar ile bekçi Cennet’in oğluna günlerce fiziksel şiddet uygulamıştır.

Genç şiddete boyun eğer ve o da yoklar kervanının bir parçası haline gelir. Günlerce süren şiddet onun akli dengesini bozmuş, ruhsal bir çöküntüye uğramıştır. Haksızlıklar karşısında annesinin tek başına çabaları hiçbir işe yaramamış, köy halkı bu şiddete göz yummuştur. Yaşananları üzerine Cennet’in oğlu tüm köy halkına tek bir soru sormuştur. “Kar neden yağar karr?’’ Her sokak köşe başı sadece bu soruyu sormuştur. Cennet’in oğlu günlerce ortadan kaybolur.  Döndüğünde elinde bir yılanla görülmüştür. Günlerce köy meydanında yılanla oynamış, köyün çocuklarını güldürmüş yılanla yatmış yılanla kalkmıştır. Yılanla oynadığı bir gün ansızın yılanının beline dolanıp kendi kuyruğunu ısırması sonucu boğularak ölmüştür.  İlk başta ruhen yoklar kervanına katılan Cennet’in oğlu şimdi tamamen bu kötü dünyaya sırtını çevirmiştir.

MUHTAR

Bütün kayboluşların sorumluluğunu tek başına sırtlamaya çalışan köyün muhtarıdır. İlk muhtar olduğu sene de başlayan kayboluşların devamı gelmesi ile durup düşünüp bütün olumsuzlukların bazen kendinden kaynaklandığını düşünerek psikolojisini bozmuştur. Cıngıl Nuri’nin kaybolmasının ardından köyün en güzel kızı Güvercin’in kaybolmasının da bunun üzerinde büyük bir payı olmalıydı. Bütün kayboluşların arkasında kalan tek kişi belki de muhtardı. Herkes geri planda kalırken muhtar ön plandaydı. Ah bir bilseydi bu kayboluşların sebebini kendini bir kuş kadar hafif hissedecekti sanki. Geri gelmeyen Güvercin’in ardından köyde boş boş beklemek olmazdı.

Kalkıp gidecekti şehre sorup soruşturacak Güvercin’i bulacaktı. Gel zaman git zaman geçti muhtar gitti geri gelmiyordu. Neredeydi bunca zaman bilinmiyordu. Giderken kitlediği muhtarlık odasına kimse girmiyordu. Bir koku, pis bir koku duyuluyordu. Nereden geliyordu bu koku? Bekçi bir gün dayanamaz ve muhtarlığın kapısını kırıp içeri girer. Gözüyle gördüklerine inanamaz ve şaşa kalır. Muhtar oracıkta bütün yükünü bırakmış, bütün bu ağırlıktan kurtulmuştur. Şehre gidiyorum diyerek kendi odasında kendini asmıştı. Yoksa şehre gitmiş hiçbir iz bulamamış geri geldiğinde canına mı kıymıştı.. Yok oluşların bir parçası da artık muhtardı. Yok olmak istemişti sadece yenik düşmüştür bu dünyaya.

Gölgesizler romanı ile en çok okuyucuya ulaşan Hasan Ali Toptaş’ın ruhsal çözümlemelerini okurken kitlenip kalıyorsunuz ve kendi iç hesaplamalarınızı yapmaya başlıyorsunuz. Varlık ile yokluk arasında gidip gelen romandaki bağlantılar romanının sürükleyiciliğini artırırken okuyucunun merakı git gide artıyor. Romanı okurken gözleriniz büyüyor, nasıl devam edecek şimdi bu diye düşünmeden kendini alıkoyamıyorsunuz. Romanı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyor ve ardında kesinlikle filmini izlemenizi öneriyorum.

34

Bir Yorum

  1. İrem
    9 Mayıs 2019

Yorum Yaz