MEKTUP

MEKTUP

İnsan kendisine mektup yazabilir mi, diye düşündü. Zarfa koyup postalar mesela… Sevgili kendim diye başlanabilir mektuba ya da belki başka bir şey… İnsan kendine nasıl hitap eder ki? İçimizde hiç susmayan sesle konuşurken ne deyiveririz ona, nasıl çağırırız onu? Bunları uzun uzun düşünmek gerek, dedi kendine. Mektuba başlanmalı. Zaman gidiyor, geçmiyor. Gidiyor. Ama siz bilmezsiniz zaman nereye gidiyor. Nasıl gidiyor, neleri götürüyor neleri bırakıyor siz bilmezsiniz, bunları da düşündü. Ona kalsa hayatının büyük bir bölümü olduğu yerde düşünmekle geçecekti. Çünkü bulduğu hiçbir cevap onu tatmin etmiyordu. Yeniden, yeniden, yeniden düşünüyordu.

Cevaplar değiştikçe sorular da değişti. Zaten onun için artık soruların da, cevapların da bir mahiyeti yoktu. Kuşlar uçunca kuşlara imrenir, simit satan bir yaşlı görünce ona imrenir, hayata herkesten şanslı başlayan birini görünce de ona imrenirdi. Bu tuhaf değildi. Bunların hepsine imrenilebilirdi. Sonra bir de bu gün sokakta herkesin bildiği bir cümle duydu. Adam diyordu ki, Sultan Süleyman’a kalmadı bu dünya. Evet, böyle diyordu. Kuş olmanın da, simitçi olmanın da, hayata çok şanslı gelmenin de, onlara imrenen biri olmanın da önemi yoktu. Sonuçta “altın tasta da içsen içeceğin bir yudum sudur”. O halde önemli olan şey ne? Bu çok ağır bir soruydu. Bu soruyu unutmaya çalıştı. Zaten (unutmamasına rağmen) sürekli hatırlıyordu. Çünkü her insan gibi o da hayata maruz kalıyordu.

Yürüdüğü sokağın sonuna geldi. Eve geri dönmesi gerekiyordu. Peki, hangi yolla? Kardeşinin ölümü onu biraz daha itmişti bilmediği yollara. Eve dönüş yolu değişiyordu sürekli ama nereye giderse gitsin dönüyordu. Hep gitti ama hep döndü. Keşke kardeşi de dönebilseydi, keşke giden tek şey zaman olsaydı. Belki aynı yollardan yürümeliydi. Her şey aynıymış gibi yaparsa her şey aynı olabilir miydi?

(Kendisine mektup yazmayı düşünen bu insan şimdi elleri ceplerinde kendisiyle konuşuyordu. Bu garipsenecek bir şey değildi. Buna rağmen yaptığı her şey garip geliyordu.) Devam etti:

– Aynı yollarda yürüyorum. Hatta aynı saat. Gökyüzü yine mavi. Sokak aynı sokak. Aynı evler, aynı çocuklar oynuyor kapının önünde. Dedim ya her şey aynı. Ama yine de yoksun işte, diyordu.

Bunları demek de artık önemli değildi belki. Kimse duymuyor, kimse bilmiyor diye böyle düşünüyordu.

14

2 Yorumlar

  1. Mervenur
    16 Nisan 2019
  2. Gizem Sezer
    17 Nisan 2019

Mervenur için bir cevap yazın Cevabı iptal et