MEKTUP ARKADAŞLIĞI

MEKTUP ARKADAŞLIĞI

Bu yazı hiç yüz yüze görüşemeyen, birbirlerinin seslerini dahi duymadığı, ama birbirlerinin düşüncelerine dokunan akıllı, yazmayı ve okumayı çok seven iki güçlü genç kadın hakkında…

Bu hikâyenin kahramanlarından biri benim, diğeri ise biricik mektup arkadaşım. Öncelikle mektuplaşmaya nasıl başladığımızı anlatayım. Mektup arkadaşlığı, bir sivil toplum kuruluşunun projesi olarak hayatıma girdi. Bu kuruluşun bir gönüllüsü olduğumda bu proje çoktan başlamıştı ve mektup arkadaşlığı edinmek için çok geçti. Mektup arkadaşı edinmek istediğimi biliyorlardı. Geçte olsa bana bir mektup arkadaşı bulabileceklerini söylediler. Tabi bazı kurallar mevcuttu. Birbirimize kimliğimizi açıklamıyor ve mektubun yanında bir kitap hediye etmemiz gerekiyordu. Vakıf ise tüm mektupları ve kitapları diğer vakfa yolluyordu. Benden bir takma at seçmemi istediler. Aklıma ne geldiyse cinsiyetimi belirten isimlerdi. En son Kakule isminde karar kıldım. İki nedene dayanıyordu. İlk neden kakulenin şifalı bir bitki oluşuydu, diğeri ise herkesin bildiği çok konuşan bir çizgi dizi karakteri olmasıydı…

Takma adımı bildirdikten sonra birkaç gün içinde haber geldi. Müstakbel mektup arkadaşım, en az benim kadar mektup arkadaşı olsun isteyen ve takma adı Astronot olan bir üniversite öğrencisiydi. İlk mektubu yazmaya karar verdim. İlk başta ne yazacağımı nelerden bahsedip bahsetmeyeceğimi bilmiyordum. Nedendir bilinmez endişeliydim. Belki de düşüncelerimi hiç tanımadığım biriyle paylaşmak beni tedirgin ediyordu. Ama çok güvenli birine mektup yazdığımı biliyordum. Ve önce kalbimden kalemime sonrada kâğıdıma döküldü tüm düşünce ve duygular. İlk cümleyi yazmakta zorluk çeken ben sayfalarca yazı yazdım. Son sayfaya ise hala sürdürdüğümüz bir gelenek olan, okurken beni duygulandıran bir şiiri yazdım. Ve ilk yolladığım kitap George Orwell’ın 1984 isimli romanıydı. Daha sonra öğrendim ki arkadaşımda bu romanı benim gibi çok etkileyici bulmuş. Kısa bir zaman sonra ilk mektubunu ve gönderdiği Albert Camus’un Yabancı kitabını aldım. Mektupta bahsettiği üzere çok fazla ortak noktamız vardı. Mektubu aldığımda ne kadar mutlu olduğumu çok net hatırlıyorum. O heyecanı aldığım her mektupta tekrar yaşıyorum.

Mektubun anlamı benim için çok büyüktü. Yazmayı öğrendiğimde yaptığım ilk işlerden biriydi. Daha sonra sevdiğim akrabalarıma ve arkadaşlarıma hatta bazen ilerleyen yaşlarımdaki halime bile yazdım. Ne zaman önüme büyük bir zorluk çıktığında ya da beni çok üzen bir olayla karşılaştığımda yaptığım ilk şey kendime yazdığım mektupları okumak. Beni en çok tanıyan kişiden… Bazılarınıza komik ya da saçma gelebileceğini biliyorum ama beni kendime getiren, güç veren, hangi ilkeler uğruna savaştığımı hatırlatan bir mektup bu. Çok sevdiğim bir romanda kadınların asla büyümediğini içlerinde daima küçük bir kız çocuğunun yaşadığı yazar. İşte bende mektup yazarken hayalleri kocaman olan içi içine sığmayan o küçük kız çocuğu oluyorum. Bu yüzdendir ki mektup arkadaşıma boyama kalemi ve oyuncak gönderdiğim oluyor.

Aslında kendini hiç tanımadığın insanlara rahat bir şekilde anlatabiliyorsun. Çünkü seni yargılayabilecek kadar tanımıyorlar. Birbirimizi mektuplaştıkça birbirimizi daha iyi tanıdık, birbirimize destek olduk, güç verdik. İlerleyen zamanlarda sağlık problemlerimden dolayı mektuplaşmaya devam edemeyeceğimi söyledim. Ama arkadaşım mektup göndermeye devam etmek istediğini proje yöneticilerine belirtti. Mektuplaşmalarımız bazı nedenlerden dolayı seyrekleşti ama yazmaya ediyoruz. Artık mektuplar daha büyük bir özlemle ve heyecanla açılıyor. İşte bu sayede güzel bir arkadaş iyi bir kız kardeş tanıdım. Daha fazla yazmak isterdim ama gerisi Kakule ve Astronot arasında… Yazımı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Siz değerli okurlara tavsiyem ne olursa olsun yazmaktan ve okumaktan vazgeçmeyin. Kalem ve kâğıt en güzel dosttur inanın. Huzurlu, sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

(Not: İkinci mektuptan sonra dayanamayıp birbirimize gerçek adımızı söyledik. Ama isimlerin ne önemi var ki…)

2

Yorum Yok

Yorum Yaz