KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ

Hepimiz çevremizden, televizyondan ve sosyal medyadan kentsel dönüşüm ifadesini duyuyoruz. Peki hiç düşündük mü, nedir bu kentsel dönüşüm? Kentsel dönüşümü tanımlamak için birkaç boyutta ele almak gerekir. İlk olarak fiziki boyutuna bakılacak olursa; kentsel dönüşüm yıpranmış bina, işyeri vb. gibi fiziki yapıların yenilenmesi, yeniden inşa edilmesi sürecidir.

Günümüzde devlet ve özel sektör tarafından birçok alanda kentsel dönüşüm çalışmaları yapılmaktadır. Bunun en gözle görünür örnekleri İstanbul’da Kağıthane, Sulukule, Balat, Tarlabaşı ve Beyoğlu gibi mekanlarda izlenebilmektedir. Kentsel dönüşümün amacı köhneleşmiş yapıları yeniden inşa ederek dayanıklı, sağlam ve estetik bir yapıya kavuşturmaktır. Buraya kadar anlatılanlardan; yaşanabilir bir çevre için faydalı bir amaç edinerek yenilenme sağladığı çıkarılan kentsel dönüşümü psikolojik ve sosyal boyutlarıyla ele aldığımızda iş değişir. Günümüzde kamu ve özel sektör eliyle gerçekleştirilen kentsel dönüşüm çalışmalarında; eskiden o bölgede oturan halk göz ardı edilerek planlama yapılmaktadır. Kentsel dönüşümle halka, oturmuş olduğu ev yerine yeni,modern bir ev vaat edilmekte ve halk kredi yöntemiyle borçlu hale getirilmektedir. Kiracı olarak oturanlar ve ev tapusu olmayanlar da yaşadığı çevreden bambaşka bir alana gönderilmektedir. Psikolojik ve sosyal açıdan bu durum büyük yıkımlara yol açabilir. Örneğin Sulukule’de oturan halk, kentsel dönüşüm gerekçesiyle oturdukları yerden bambaşka bir yere Arnavutköy Taşoluk’a gönderildi. Okula giden çocukların okulları değişti, çalışan babaların evleri iş yerlerine uzak kaldı, annelerin alışveriş yaptığı pazar ve market değişti. Kısacası sosyal hayatları değiştirildi. Bu da orda yaşayan insanlara sorulmadan, onların iradesi dışında yapıldı. Bir yeri değiştirmek için o yerde oturanların görüşlerine danışılması ve birlikte planlama yapılması o yerde oturan insanların en temel hakkıdır. Günümüzün modern ve ekonomiye dayalı dünyasında kentsel dönüşüm, inşaat ve gayrimenkul şirketleri tarafından çıkar ve rant elde etme amacı taşıyabilmektedir. Milyon dolarlık yatırımlarla inşa edilen mahalle kültüründeki samimiyeti, komşuluğu ve ayrıcalıklı yaşamı vaat eden, çeşitli reklamlarla piyasaya sürülen kentsel dönüşüm projeleri vaat ettiklerini sunamadan insani duyguları, komşuluğu, selamlaşmayı, mahalle kültürünü ve sosyal ilişkileri yok etmektedir. Örneğin bir mahallede bakkala veresiye yazdırılabilirken süpermarkete veresiye yazdırılamaz. Eskiden mahalle içerisinde herkes birbirini tanıyıp, ihtiyaç halinde yardımına koşarken kentsel dönüşümle beraber aynı apartmanın içinde birbirinden habersiz, birbirlerinin adını bile bilmeyen, asansörde gördüğünde selamlaşmayan insanlar meydana gelmiştir. İnsan ilişkilerindeki samimiyet ve ruh beton yığınlarının içine hapsolmuştur. Bu durumda güvensiz bir ortam oluşturmaktadır. İnsanların güvenli bir yaşam alanı olarak görüp korunaklı diye taşındığı bu alanlar aslında güvensiz ve samimiyetsiz ilişkilerin türediği mekanlara dönüşmüştür. Aslına bakılırsa, bu mekanlardaki ruhsuzluğu ve tezatlığı cezaevine benzer bir yapıyla açıklayabiliriz. Bu mekanlara girmesi zor çıkması ise kolaydır. Aksine cezaevlerine ise girmesi kolay çıkması zordur. Kentsel dönüşümle oluşan mekanlar böyle bir katılığı ve tezatlığı içinde barındıran kapalı bir yapıdadır. Ayrıcalıklı yaşam alanına sahip olan insanlar, kocaman duvarlarla dışarıyla kendi yaşam alanlarına sınır çizmektedirler; çünkü mekanları ayrıdır. Dolayısıyla sosyal hayatları da ayrı olsun istenir. Sistemin bir düzenidir bu durum. Maddi gücü elinde bulunduran ayrıcalıklı yaşam olanaklarına da sahip olur. Günümüzde aralarında bir cadde bile geçmeyen aynı yaşamlarının farklı taraflarına iki apayrı dünya kurgulanmaktadır. Bu mekansal ayrışma sosyal ayrışmaya da sebep olmaktadır. Bir tarafta yüksek ve modern binalar; diğer tarafta eski binalar. Bu ayrışma gelir düzeyleri ve imkanları farklı olan insanların birbirine olan güvenini azaltmaktadır. Çatışma ve suç oranları artmaktadır. Yoksul olan dışlanmaktadır. Ötekileştirerek varoş, serseri vb. tanımlamalarla damgalanmaktadır. Basın ve medyada buna aracılık etmektedir. Birbirlerini tanımayan insanların arası açılmaktadır. İmkanı olmayan ötekileştirilmektedir. İşte kentsel dönüşümün görünmeyen yüzü bu şekildedir. Bu durum günümüzde farkında olmadan izlediğimiz dizilerde de görülebilmektedir. Örneğin popüler kültürün sevilen dizilerinden biri olan Çukur dizisinde de bu durumu görmek mümkündür. Kendi mahallesinde belirli bir düzen ve güçlü bir sosyal destek ağı kuran İdris Baba ve oğulları, bu düzenden istifade etmek isteyen inşaat şirketi olan Beyefendi Baykal Bey tarafından çeşitli oyunlarla tehditlere maruz kalmaktadır. Baykal Bey, Çukur’a sahip olup o araziyi kendisi çıkar elde etmek için kentsel dönüşümle değerlendirmek istemektedir. İşler Beyefendi’nin istediği gibi gitmese de kentsel dönüşüm ve kent mekanlarından rant elde etme çabaları çıkar gruplarının istediği gibi gitmektedir.

Özetle; kentsel dönüşüm fiziki olarak yenilenmeyi amaçlayarak yaşanabilir bir kent için yeni yapılar inşa etmek anlamında iyi ve yararlı bir amaca hizmet etmektedir. Şuna dikkat etmek gerekir ki bu fiziksel yenilenmenin psikolojik ve sosyal açıdan insanlar üzerinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Bu kentsel dönüşümün kötü bir uygulama olduğu manasına gelmez; fakat kentsel dönüşüm o bölgede yaşayan insanlarla beraber planlanmalıdır. Kimse mağdur edilmeden insanların iç içe olabileceği, samimi ve güvenli ortamlar kurgulanmalıdır.

Sosyal Çalışmacı

Yorum Yok

Yorum Yaz