İZ

İZ

Bizler, evrenin sunduğu şartlar içerisinde var olur ve var olduğumuz sürece de izler bırakarak ‘dünya’ âleminden ayrılırız. Lakin ayrılsak dahi ruhlarımızın geride bıraktığı bedenler kadim bir döngü içerisinde doğaya karışarak gelecekte var olmaya devam ederler.

İz bırakmayan canlı nitekim yoktur. Her ne kadar amaçsız, hiçbir vasfa sahip olmadığı düşünülen canlılar da olsa evrenin bir köşesinde konumlanarak iz bırakır veya buna zorunlu olarak tâbi kalırlar. Zira yaşam değişmeden, değiştirmeden, yolsuz ve izsiz idame ettirilemez.

Misal suyu ele aldığımızda, su akıp giderken bilinçle akmasa da olduğu çukurları, aktığı dereleri, yarları, diyarları, kıtaları ve oluşumların nicesini, kısacası yaşamı meydana getirir ki beyin denen uzvu olmasa da, yaşamın bizzat kendisi olmayı başarmıştır.

Allah’ın bilinç olarak diğer varlıklardan üstün tuttuğu insanlar ele alındığında ise ‘iz’ kavramının ehemmiyeti çok daha dikkat çekmektedir. Zira bu kavram kendisiyle birlikte değiştirdiği olaylarla ve olgularla ölçülür.

İnsanlığın varoluşundan bu yana izler silsilesi devam etmiştir ve etmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki uğruna kanlar dökülen ‘tarih ve coğrafya’, inançların simgesi ‘din’, benlik abidesi ‘dil’, soy belirtisi ‘ırk’, varlıkların imgesel nakışı ‘sanat’, varlık, yokluk ve bilgi gibi birçok oluşumun temelinde yatan ve bunları oluşturan asıl meselenin ‘iz’ kavramı olduğudur. Bu kavramın öze ve kâinata dair kalıcı olmak, varlığının belirtisini duyurmak amacı güttüğü kanısında hemfikir olmak gerekir. Diyebiliriz ki bilinçaltında yatan asıl temellendirme bu yöndedir. Yoksa var edilmemizin amacı soyut ve somut, kalben ve şeklen, bireysel ve toplumsal olarak iz bırakmak değilse nedir?

Bazı insanlar, benliklerinin iyi yönlerine hitap ederek faydaya hizmet ederler, bu yönde izler taşır ve bırakırlar. İnsanlığın talihini iyi yönde değiştirecek vazifeler üstlenerek adlarını tarih kitaplarına yazdırır, yüzlerde gülücük, yaşanan zamana ve geleceğe umut oluştururlar.

Kimileri de vardır ki ad, sıfat, vazife ve güçlerini kötüden yana kullanarak bu yönde hizmet ederler. Şüphesiz ki; can yakar ve kalp kırarlar, gözyaşı, kan, can, savaş, açlık ve nice adaletsizliklerle şeytana hizmette bulunurlar bu da insanın insanlıktan kopuşu demek olur.

Astronot John Young der ki: “Ben insanların çevrelerinde olup biteni umursamadan yaşasınlar diye var olduklarını sanmıyorum.” Bu fikrin din, dil ve ırk gözetmeksizin evrensel bir zihniyet ortaklığı taşıması ve üzerinde düşünülmesi hususunda gerekliliğini vurgulamak gerekir. İnsan iyi işlere imza atmalıdır, bu işler ki önü ve ardı bilinerek, gönülden, sevgiyle ve iyilikle yapılmalıdır. Ruhumuzun vicdana açılan kapılarını açık tutarak hayatlarımızı bu doğrultuyla idame ettirmeliyiz, zira insanın en zarurî gayesinden biri bu olmalıdır ki bu böyle olmalıdır.

Meselenin özüne değinmek gerekirse;

İnsan amacına hizmet etmeli ve faydayı gözetmelidir. Vicdan rahatlığıyla, gönül sevgisi yolunda izler bırakmalı, bu yönde yaşamalı ve yaşatmalıdır. Yoksa yaşamak taş kadar, kaya kadar ağırdır, bu ağırlık ki her daim taşınır.

                                                                                                      

53

6 Yorumlar

  1. Kemal
    18 Mayıs 2019
  2. Zahit bizi tan eyledi
    18 Mayıs 2019
    • İlknur Yalçın
      18 Mayıs 2019
  3. Sezer
    20 Mayıs 2019
    • İlknur Yalçın
      23 Mayıs 2019

Yorum Yaz