DİNMEYEN SIZI: HOCALI SOYKIRIMI

DİNMEYEN SIZI: HOCALI SOYKIRIMI

26 Şubat’a kimileri gözlerini açarken kimileri zulme kaldırdığı başlarını toprağa verdi. Tarihler 1992 yılı 26 Şubat’ı gösterirken dünyaya en acı soykırımlardan birinin feryadı yükseldi. Bu sesi ne yazık ki duyuramadılar, hainlere karşı koyamadılar.

27 yıl kadar uzak olan katliamın acı tablosu hala yürek burkan, Türk âlemini yasa boğan dünyanın utanç tablosudur. Batı’nın insan hakları diye duyurduğu yasalarının çaresiz kaldığı(!),dünya siyasetinde bu soykırımı tanımama utancını gösterdiği soykırım.Hürriyeti elinden almaya çalışan hürriyet düşmanları ve bunlara hala kol kanat germeye çalışan dalkavuklar. Kendini insan haklarının müdavimi gören hümanizm mantığının ardına sığınarak saman altından su yürüten aciz batı bu zulme de yıllardır inanmadı.

Dünya, tarihi boyunca kendilerini evrensel görüşe ulaştığını sanan, kendi cevherinde gizlenen düşüncelerini doğru sanarak bunu bir çığ gibi büyüten düşünce sapkınlarıyla doludur. İnsan yaptıklarından daha fazlası olabiliyor. Yaptıklarıyla yapacaklara ilham olan bu insanlar dünya siyasetinde de zulme kapı aralayan şahsiyetlere bürünmüşlerdir. Bu emperyalist güçler yaptıkları vaatlerle bir zamanların “Millet-i Sadıka” diye nitelendirilen sarayın hazinesini emanet alan Ermenileri kışkırtıp bize nankörlük ettirdiler. Kendileri açtıkları bu yola kitleleri de sokmuş, attıkları fitne tohumundan düşünmeyen kalabalıkları filizlendirmiş olan Batı, bir üst akıl edasıyla takındığı tavrını, bize olan düşmanlığını Ermeni çetelerine yüklemiş, Rusların da desteğiyle kendi fikirlerini insanların dramında canlandırmıştır. Ve ortaya Hocalı Soykırımı çıkmıştır.

İşte 25 Şubat gecesi başladı bu feryadın sessiz çığlıkları. O gece dünyaya açılacak gözler ebediyete kapanırken toprak onların kanıyla sulandı. Kinin, caniliğin, nankörlüğün vücut bulduğu Ermeniler o gece 613 canın celladı oldular. Yetinmediler 26 Şubat sabahında yaşlılara, çocuklara kadınlara akla gelmedik işkencelerle vahşice ölmelerine sebep oldular.

Unutulmamalıdır ki bu millet; onların yaptığını unutmayacak. Başlarını toprağa düşürdükleri yetmezmiş gibi onlarla oynayan, hamile kadınları doğacak yavrularıyla vahşice öldüren ve 13 yaşındaki çocuğun derisini canlı canlı yüzerek deney yapan Zori Balayan’ı unutmayacak. Unutturmayacağız! Azerbaycan böyle mahzun kalmayacak.

Anlaşılacağı üzere; yapılan bir zulümden tüm insanlık hakkında da fikir sahibi olunacağı unutulmamalıdır. Gizil birer bomba olan bu düşüncenin pimini işte insanlık çekiyor. Kendilerince doğru hakikati ortaya çıkarmak için yarattığı meseleden doğan kıvılcımın aydınlığına sığınan karanlık ruhlar güneşi hiç balçıkla sıvayabilir mi?

“Bir kalemde silip atılır mı tarihin yazdığı acılar,

Bir merhemde kapanır mı yıllandıkça derinleşen yaralar,

Bir matemde nasıl kısılır çığlık atan sesler!

Düşünmez mi hiç ey mazimizden ders alamayanlar,

Ölüler diyarından gelen ince sesleri duymazlar mı?”

Onlar kalbimizde mahlasa dönüşen acı birer ses olurken, bizi ruhi bir kuvvetle ileriye de taşıyandır. Biz yaşatıyoruz onları içimizde, aslında biz onlarız, onlardanız ve onları yaşatan dirileriz. Tarihin silmeye çalıştığı izleri derinleştirecek olan onların hatıralarını kanlarımızda taşıyan bizler! Dünyayı titreten feryatlara neden sessiz kalıyoruz öyleyse? 1992’de Hocalı, şimdi Doğu Türkistan ve terörle burun buruna gelmiş birçok yer.

“Siz hiç düşünmez misiniz?” diyen Kuran,

Ne diye seslenir durur o zaman?

Dinmedi ama bir gün dinecek,

Toprağın bağrına akan kan!”

Zamanın mahsulü olan tarih onları andığımız her bir ana ebedilik katan bir tılsıma dönüşmüştür. Şehitlerimizi anmadan geçen vakitler, unuttuğumuz anlar onları asıl öldürenler. Ölüleri hala diri tutacak olan bizlerken farkındalık yaratmak gerekmez mi? Türklük ve İslam’ın eşiğinde sürekli akan bir nehrin içinde damla olmak herkese nasip olmayacak kadar bizlere ehemmiyet kazandırmaz mı? Bizler Yunus Emre’nin tabiriyle: “Her dem doğarız.” Kaynağımız ise asırlara meydan okuyan değerlerimiz, tarihimizdir.

Mehmet Kaplan tarih için, insan kültürünün deniz altı âlemi demiştir. İçine doğduğumuz dile ve kültüre aidiyet kazandığımız andan itibaren biz de o tarihin ve kültürün birer parçası olarak yaşatmaya devam etmekteyiz. Görünen dağların ardında saklı cevherlerimiz var, yerin üstünde çağ açıp çağ kapatmış, bin atlı akınlara koşmuş cengâverlerimiz, Batı’ya korku salmış yiğitlerimiz; altında da bize bu cennet vatanı emanet kılmış binlerce kefensiz yatan şühedalarımız var. Onların cennetinde yaşıyor olduğumuzu nasıl unuturuz? Bizler onlarız, ölülerimizin şehitlerimizin kandaşıyız. Onların bedeni yere düşse de ruhları bizlerde can bulacak! Türklük ebedi kalacak!

1

Yorum Yok

Yorum Yaz