Dilemma

Dilemma

Aynada gördüğüm ben miyim? Yoksa göremediğim, görmediğim başka bir “ben” mi? Görünen ben değildim ki! Kimdi o halde? Odaya kilitlenmiş, bu sol yanında duran beyaz peçetedeki siyah gözyaşları, yüzünde maskarası ile birlikte akan göz bebekleri… Peki ya gözlerindeki sonsuz kırgınlıkla kimdi bu kız? Tanıdık mıydı , nereden geliyordu acaba?

Tanıdık, hem de içimden, ta ruhumdan geliyor. Bendeki “görünmeyenim” galiba, öyle gözüküyor.

Peki ya diğer “ben” , herkesin penceremin dışından gördüğü ben? O nasıl acaba derken küçük kız kendini gözyaşlarıyla gözlerinde ki kırgınlıkta boğdu. İçimdeki “ben”, görünmeyen “ben”im yok oldu. Kapının kilidi açıldı. İçeriye görünen “ben” girdi. Anlaşılan o kilitlemişti “ben”i. Toplanmış, dağınık saçları, gözleri gülün saf kırmızısı -ama uykusuzluktan idi onunkisi-. Elinde boş bir çizgili defter ve mavi mürekkepli kalemi ile oturdu masanın başına, bir şeyler yazıyordu. Sonra mürekkebi taştı, kelimeleri satırlarına sığmadı. Birden bana baktı. Gözlerinde sonsuz bir derinlik. Görülmeyen “ben”in boğulduğu derinlik. Ağladı. Kırmızı gözlerinden kan akıyordu, görünmeyenim ile. Sonra boş bir kağıt aldı. Bu seferki çizgisiz idi. Çünkü sığmıyordu satırları, anlatamıyordu kendini. Tüm sessizliği ile tekrar yazdı, yazdı. Sonra bir gün yazdığını okudu kendisine ve o da kaldıramadı satırlarını. Dolup taşıyordu onlar, koskoca şehre sığmıyordu. O da çareyi kaçmakta buldu, bu şehirden. Karanlığın elinden tuttu, kalemiyle kağıdını da aldı.

Bir gece aynaya bakarken kaçan birini gördüm, soluk soluğa. Elinde kalem, kağıt ve gözyaşlarıyla. Kimdi bu? Herkes onu arıyordu. Her yer maviydi. Yine taşmıştı satırları. Herkes sessizce beni izliyordu. Kimse bir şey bilmiyordu ama herkes içinde biriktirdiği küflenmiş nefretini kusacak birini arıyordu. Ve beni suçluyordu. Ama o “BEN” değildim ki…

15

Yorum Yok

Yorum Yaz