Bir Gün Batımı Fısıldayışı

Bir Gün Batımı Fısıldayışı

“Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak

Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak.”

Ahmet Haşim

Hayat..

Hayat gece ile gündüz basamaklarında ağır ağır alınan bir yolculuktur. Bu basamaklar birbirini öyle güzel tamamlıyor ki! Ağır ağır çıkıyoruz bu basamakları Ahmet Haşim’in deyimiyle. Akşamın o derinden gelen fısıldayışlarını fark edebiliyor muyuz peki? Bazen öyle zamanlar oluyor ki hangi basamakta olduğumuzu dahi unutur oluyoruz. Güzelim gün doğumunu ve günün geceye devrini fark edemiyoruz bile. Bu güzelliklerden neden mahrum olduk? Bir güzelin uğruna değmez miydi? Yapmak istediklerimiz başkalarında görüp yapmaya özendiklerimiz olarak değişiyor maalesef ki!


Gün doğumu kadar gün batımında da eşsiz güzellikler vardır. Sabahlara hasret olan bizler peki gün batımını neden seviyoruz?
İnsan ömründen batan bir günü neden sever? Bir gün daha azalan ömrümüzün üstü mü örtülür acaba gün batımıyla? Her yer siyah örtü ile örtülür. Ve ay güneşten aldığı ilhamla şiirler yazar kara kaplı semalara.
Gece peki sadece bu mudur?


Bence gece en büyük umudun adıdır da. Gece bir ömrün yarısıdır. Gece yarındır. Yarınlar ise bizlerin en büyük bekleyişi, ümitlere açılan yegane kapısıdır. Sevdiklerimizle buluşturur mesafeleri kısaltır. Hatta günler çabuk geçse de biran önce kavuşsak deriz. Ya da çabucak bitse şu okul hayatı gibi isteklerimiz olur. Halbuki geçmesini istediğimiz ömrümüzün bir parçası. En kıymetli servetimizden. Neden peki bize verilen bu servete nankörlük ediyoruz?


Gece ümittir, ümitler ise yarınların duasıdır. Öyleyse gündüzler bir rahmettir. Gündüzün ferahlığı ile ruh ümidine kavuşur. O halde gündüzler ne de güzel vuslattır. Gece farkına varış, kıymet biliştir. Değer bilir yapar insanı dizginler, örter. Gündüzler ise biraz şımarıktır. Güneş çok gösterir kendini, ışıltısı insanları aşık eder. Geceler ne de güzel bekleyiştir,ümide yazılmış şiirlerdir, gündüzün aşığıdır. Soğukta yanan ateşin titreyişidir gece. Gece aynı zamanda vazgeçiştir. Derin iç çekişleri, dil sürçmeleridir.
Gündüzler küllerinden doğan bir Zümrüd-ü Anka gibidir. Gecenin yaklaştıkça uzaklaştığı ulaşılamaz bir Kaf Dağı’dır. Gece ile gündüzün aşkı sanki Gül ile Bülbül aşkını da akıllara getirir. Bir sevdanın diğerini yaşatmak için yok oluşu gibidirler.

Gece sabahına kavuşmak için karanlığından sıyrılırken gündüz, ufuklardan tüm kızıllığıyla kendini gösterir. Son kızıllığına kadar karanlığıyla beslediği gündüzüne, aşkına sonunda tüm bedeniyle ve ruhuyla tamamen teslim olur. Kendini gündüze vermiştir. Gece gündüz olmuştur. İki can bir bedendedir artık.


Gecelerin gözü kördür; bir kara delik gibi içine çeker her şeyi. Gündüzler ise bir çocuğun doğuşudur. Kendisi aşktan ayrılmış ama kendi aşıklarını sevindirmiştir. Gündüzler tadılmamış mutlulukların adıdır. Gece mahzun düşünceler senfonisi.


Geceler kafese kapatılmış bir kuşun çırpınışı, kanatlarının bir yere sığmayışıdır. Gündüzler ise kafesi açıp özgürlük verendir.
Kısa bir ölümse gece, görünmez bir mezarlıktır da. Sabahlar ise dirilişin, yeniden var oluşun adıdır. Gece sabırla bekleyiş, sabahlar çocuksu heyecanlardır, ilk aşkın hissiyatıdır. Gece ürpertici ve bir o kadar da cesaret verici, sabahlar ise esen seher yeli ile teninizi şefkatle okşayandır. Gece tüm bunları yazdırandır. Çünkü gecenin karanlığı bir yürek oynaması, kanayan bir “ah”tır.


Tüm bunlar birbirinin önüne geçmeyen mükemmel bir nizamın sonucudur. Bizlere sevgi tohumunu katmış, sabrı da mükafatı olarak vermiştir. İşte öyle bir güç ki; geceyi de gündüzü de bizlere böylesine düşündüren, gün batımını sevdiren, tan yerinin ağarmasıyla yeni ümitleri yeşerten. Şükürler olsun.

1

Yorum Yok

Yorum Yaz