Bilinen Bilinmezlerin Huzurunu Ararken

Bilinen Bilinmezlerin Huzurunu Ararken

İnsanın zaman zaman ne olduğunu bilmediği, ‘artık’ bir duygu hali olabilmektedir. Bu ruh hali bazen bir sıcak tebessüm uyandırır, herkese gösterir kendini… Bazen de insanı kemirir durur, habersizce gizler kimliğini… İçimizi döktüğümüzü sanırız ama dökülmemiş olanlardır bunlar, hani dokunsalar dökülecek türden değildir! Öyle bir esintidir işte; sadece sizi üşütebilen. Öte yandan dağınık bir hayal bulutunun yağmur yüküyle çıkagelenidir. Yağmaya hazırlanır, zihninizdeki gök gürültüsünün haberci yankısıyla. Ama rüzgâr estiğinde de dağılır, kaçar gider. Sanki üfleyince geçivermiştir…(!)

Belirsizlik bir nevi hayatın kendisidir de.  İnsan nereden bilebilir hayat denen bu kısa tarihli yolculuğun belirsizliklerle dolu yazılacağını?  Kalbin koridorlarına doluşan ayak seslerinin, zihinde yaşattığı tükenmeyen şenliği nereden bilebilir? Varlığından haberdar olunan şeylerin, kenarda köşede unutulup bulunduğunda yaşattığı şaşkınlık kadar da alaycıdır belirsizlik. Bizi bizden habersiz yaşatacak kadar, geçmişi şimdiki zamana taşıyacak kadar hem de…

Belirsizlik insanın kendine sorduğu en zor bilmecedir. Sorduğu sorunun cevabını vermeye korkan insan aynı dairenin etrafında dönerek gittiğini sanır. Belirsizlik öyle derin bir çabadır ki, bazen sayfalarca aratır kendini. Tan yeri ağarana dek sürer bazen aradığımızı bulamadıklarımız… Bazen de, bir düşünce etrafında hayal kurdurup yazdırır kendini sayfalarca köşe bucağa. Ama geriye dönüldüğünde okumaktan bile çekinir olur insan. Kendine açıklayamadığını kâğıdın o narin bembeyaz tenine işlemiştir gönlünden döktükleriyle. Ama ‘kendini’ okuyamaz. Kaçamak bir iki sözde saklanır bu gizli nida çoğu zaman.

Incil, Bulanıklık, Kitap, Yakın Çekim, Belge, Sayfa

Belirsizlik insanın elini kolunu bağlar kimi zaman. Güven duygusunu alır, hem kendinden hem çevresinden. Çıkmaz bir sokakta bir hayale sarılmaya bırakır kendini. Tam karşısında durduğunuz anda o sisler perdesinin ardında uzanan elin yine boşa uzandığını anlar ve korkar insan. Ne güzel de özetler bu ruh halini Arthur Schopenhauer, “Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar”ında: “Karanlığın bizi korkaklaştırması ve her yerde korkunç biçimler görmemizi sağlaması gibi, düşüncelerin belirsizliği de buna benzer bir etkide bulunur; çünkü her belirsizlik güvensizlik doğurur.”

Belirsizlik öyle sancılıdır ki, bazen nefes almak zorlaşır. Kelimeler kifayetsiz kalır ve birer sicim gibi gönlünüze dolanır, boğazınızı düğümler. Ah, o kelimelerin çıldırtıcı sesi yok mu? Gözünüzde büyüyen, aklınızda çınlayan ve deşen… (!) Saplandıkları yerde yarayı kanatarak derinleştiren… Yara içten içe büyüdü, kabuk bağladı derken bu sefer yürek burkan bir iz bırakır; aklınızda, gönlünüzde, sesinizde ve silmeye çalıştığınız kâğıdın o bembeyaz teninde…

Belirsizlik bazen çıkmaz bir sokağa çıkarır, bazen de karanlığı aydınlatır. İnsanı fikirlerine tutsak eden en derin kaçamak, bazen de koruyucu bir sığınaktır belirsizlik.  Ütopyaya dönüşebilecek derinlikte, ruhun kendi içinde kurduğu bir tapınak gibi “belli olan belirsizliğin”, sesleri duyulur habersizce, kimse-sizce(!)  Bir düşüncenin tasavvurunda birleştirici bir barınak olabilirken, bazen de ötelerin telaşlı mağarasında körebe oynayanlarla beraber olabilmektir.

Belirsizlik bazen de ayın ışığında parlayan ışıl ışıl yapraklara benzer. İçini ısıtır insanın, yapraktan habersizce. Uzaklardan, belirsizce… İşte belirsizlik nöbetçi bir âşıktır, bazen…(!) Sessizliğin bir türlü dönüşemediği sestir. İpini geçmiş zamanın tuttuğu geleceğe dek uzanan bir uçtur. Kendimiz olarak yaşadığımız bu hayat denen kervanda bir hesaplaşmanın ve anlaşmanın belki de anlaşılamamış, aşılamamışlarla yüklü heybesidir. Gün geçtikçe yorulan bedene daha da ağır gelmeye başlar, kendi yükünün hafifliğiyle…(!)  Bu yüzden belirsizlik; eylemlerin önemini kaybettiği, öznelerin gün geçtikçe değer kazandığı hayatın bir ıslak öyküsüdür…

Gönlün kıyısına vurmuş bir kayığın içinde kalan uhdelerdir, gözleri koparılması imkânsız olan zamanın yüzünde. İnce şeffaf bir dünyanın içerisinde, bir bakışında yağmur heyecanı yaşatan kaçamak… Bir ikindi melteminde tenimizi okşayan rüzgâr, ah o üşüten belirsizlik… Bazen bir fırtına gibi esip gürleyen, bazen de bir durgun su gibi üzerine atılan taşla dalga dalga kıyıya vuran serzenişlerdir. İnsanın bildiği bir yalana inanması kadar ironik, bir vehmin dansı kadar da sarmaş dolaştır; bu bir anlık hayatta…

26

4 Yorumlar

  1. Hilmi Nadir
    18 Mayıs 2019
    • Tuncay Ayverdi
      19 Mayıs 2019
  2. Nisa
    19 Mayıs 2019
    • Tuncay Ayverdi
      19 Mayıs 2019

Yorum Yaz