BEYAZ YOLCULUK: ARPAÇAY(KARS)

BEYAZ YOLCULUK: ARPAÇAY(KARS)

Ülkemiz; Ege kıyılarınca imbatın nefesimize serptiği tarihiyle; fetihten kurtuluşa Türk gölümüz Karadeniz ‘in çırpınışlarıyla dile getirdiği savaşları, kıyısında ağırladığı kutlu yolculuğuyla; Akdeniz’i Avrupalı denizcilere mezar eden kızıl sakallı Barbaros’undan kurtuluş mücadelesinin simgelerinden olmuş Sütçü İmam’ına, Çanakkale’de eşi görülmez zaferin sahibi şühedalarımızdandan, Kafkasya’da Beyaz Çöllerin Hamzalarına kadar yedi iklim dört bucağıyla karış karış tarihimizi muhafaza etmektedir. Bu muhafız, bazen onların üstünü örten şefkatli toprak ana olurken kimi zaman da türkülere, ninnilere karışmış bir ağıtla sazın teli olmuş. Bir söz olmuş dağların arasında yankılanan, bir dua olmuş gönülden gizli yol bulan, bir cennet olmuş “altında binlerce kefensiz yatan”ı ile vatanın adı olmuş Türkiye… Anadolu dile gelmiş tarihin kapanmayan izleriyle… Bu topraklardaki her şey bizimdir, her şeyin biz olduğu gibi…

Tarihimizin bize sunduğu kahramanlıklardan, şuurla sergilenen destansı abidelerinden birine; Sarıkamış’a, 104 yıl sonra karların örtemediği beyaz yolculuğa başlayan an gelmişti. Otobüsümüz üniversitemiz önünde beklemekteydi. Bizler de aynı zamanda oradaki bir köy okuluna yapacağımız yardımların kolilerini yüklüyorduk. Bu kolilerin her biri onlarca teşekkür ve dua doluydu. Hepsi orada oluşacak güzel bir atmosferi şimdiden gösteriyordu. Yüzlerde oluşacak samimi tebessümler, bu kış vaktinde gönlümüzdeki baharı bekleyen tohumlara bir damla olacak, yeniden yeşertecekti. Mutluluk duyarak çıktık yola. Yolumuz uzundu ama içim içime sığmıyordu. Her yolculukta yaşıyordum bunu ama bu sefer bizi oraya çeken bir şeyler var gibiydi. Görünmez ellere tutunup yol alıyor gibiydik. Fakültemizden tarih hocamızla ettiğimiz sohbetle bu yolculuğu daha iyi anlar olduk.

Ruhumuzu besleyen, gönlümüzü düşüncelerimizi doyuran sayfalar dolusu tarihin bir köşesine an be an yaklaşıyorduk molalarda yüzümüze vuran rüzgârın ağırbaşlılığıyla. İç Anadolu’nun karla kaplı bozkırlarını görüyoruz. Tokat’ın Reşadiye’sinden Erzurum’un Refahiye’sine varıyoruz. Eksilere düşen sıcaklık ortamın samimi havasında belli bile olmazken sabaha tipiyle karşılıyor bizi Kars…  Eh en soğuk iller listesinde olmanın hakkını verecek, ne de olsa Cemal Süreyya deyimiyle “beyaz, uykusuz ve uzakta” İşte Kars, birçok şairin şiirinde, dilinde, mektubunda…

Arpaçay

Sabah erken saatlerde Arpaçay’a varıyoruz, temkinli adımlarla yürür gibi giden otobüsümüzle. YİBO’da bizi karşılıyor öğretmenler, öğrenciler. Yer gösteriyorlar kendi evlerine buyur eden ev sahibi edasıyla. Selamlaşıyoruz hemen sanki evvelden tanıyormuşçasına. Güzel bir yurt, sıcak, samimi… Buraya güzel bir hizmet sunulmuş, öğrenciler taşımalı olarak da okula getirildiği gibi yurtta da kalıyorlar. Öğrencilerin hepsi saf ve temiz, utangaç tavırlarıyla bize bakıyorlar. Odamıza yerleştikten sonra yemekhaneye kahvaltı için iniyoruz. Oldukça misafirperverler. Kahvaltımızı yapıp yurdun önünde toplanıyoruz sıcaklığın -9 olduğu Cuma vaktinde. Öğrencilerin okuldan çıkmasıyla birlikte kılıyoruz yeni yılımızın ilk Cuma namazını bir imam hatip öğrencisinin imamlık edişiyle. Hutbesini dinliyoruz, duasına amin diyoruz. Orada secdeye birlikte başımızı koyuyoruz.

Ve namaz sonrasında yurdun önünde toplanıp Büyükçatma Köyü İlkokulu’na doğru yol alıyoruz. Yol boyunca rüzgâr yağan karları yolun ortasına üflüyor. Tilkiler karların beyaza bürüdüğü topraklarda çaresizce avare avare geziniyor. Bizse yeni bir ilke doğru ilerliyoruz karlı yolun kıyısı boyunca.

Otobüsten indiğimizde geçmişte yağmalanmış, insanları katledilmiş, şehitler verilerek yoğrulan toprağa bastık. Köyün muhtarı bizi çok güzel karşıladı. Otobüsten kendi arabasına getirdiğimiz kolileri yükledik. Okul ile karşı karşıyaydık. Arkadaşlarımla bahçesinde çocuklar gibi koştuk, bol bol fotoğraf çektik. Buralı oluvermiştik. Öğretmenler kapıda bizi karşıladılar. Öğrenciler diğer sınıfta dersteydi. Öğretmenlerden biri bizim fakülteden mezun olmuş. Öncesinde iletişim sağlandığı için köyün tüm kadınları bir şeyler hazırlamışlar. Ortama bambaşka bir hava katan sobayı görünce buradaki eğitimin değerini bir kez daha anladım. Öğretmenler de öğrencilerin aileleri de okul için her türlü fedakarlığı yapıyordu. Kurulan masaya yerleştik diğer fakülte hocalarımızı beklerken. Onca lezzetli yiyeceği tadıp köylü teyzeye teşekkür ettik. Türkçeyi çok fazla konuşamasa da tavırlarıyla misafirperverliğiyle zaten konuşuyordu.

Sınıfın duvarlarında hazırlanmış etkinlikler, öğrenci resimleri değme tablolara değişmez güzellikteydiler. Bir öğretmen adayı olarak gelip buraları da gördük ya, biran önce öğretmen olası geliyor insanın. Zamana sihirli bir değnek dokunsa da o an geliverse keşke. Bizler kendi aramızda sohbet ederken, öğretmenimizin tecrübelerini dinlerken fakülte hocalarımız Milli Eğitim Müdürüyle birlikte geldiler. Hocalarımızla ve Müdür Bey ile selamlaşıp getirdikleri ikramları dışarıda sıraya girmiş öğrencilere dağıttık. Güzel gözler, kim bilir dünyayı nasıl görürler?

Ardından İstiklal Marşı’nı okuduk. Dağa, taşa, karların altındaki toprağa sindi, işledi. Şehitlerin ruhuna dokundu bir kez daha. Bu ana katılmış, eşlik etmiş olmak yurdumuzun bir diğer köşesinde marşımıza ses katmak… Hamd olsun! İstiklal marşından sonra tekrar sınıfa geçildi ve müdür bey ile muhtar bizleri burası hakkında aydınlattılar. Geçmişte Ermenilerin zulmüne uğramış bu köyde bir tane de şehitlik olduğunu söylediler. Neredeyse her ailenin geçmişinde bu zulme uğramış birileri varmış ne yazık ki! Onlara kulak verip öğrendiklerimizden hareketle şehitliğe gittik.

Şehitlik yapılalı uzun zaman olmamış. Bu çevrede yapılan zulmün sonucunda şehit olanları temsilen 2014 yılı Kadir Gecesi’nde açılışı yapılmış. Köy halkı değerlerine çok sahip çıkan, olayları dün gibi hatırlayan ve diğer insanlara aktaran kişiler. Yanımızda gelen bir amca bize şehitlikte yer alan fotoğraflar üzerinde konuştu, bizleri bilgilendirdi. Şehitlerin her birinin baş ve alın bölgesinde izler, yaralar dikkat çekiyordu. Mezalimin nasıl da insanlık dışı olduğunu gözler önüne seren bu fotoğraflar aslında çok şey anlatıyordu. Şehitlikte dalgalanan bayrak onları bir kez daha himayesine almıştı ve dalgalandığı her yerden himayesine almaya da devam edecekti hem bizi hem de şehitleri…

4

Yorum Yok

Yorum Yaz