BEYAZ YOLCULUK: KÜTÜK EV/ÇILDIR GÖLÜ (KARS)

BEYAZ YOLCULUK: KÜTÜK EV/ÇILDIR GÖLÜ (KARS)

KÜTÜK EV

Dün Arpaçay bizi tipiyle karşılarken bugün rüzgarlı bir sabaha uyandırmıştı. Bize kucak açan, yuva olan Kars’ta bugün Kütük Ev’e gidilecekti. 

Otobüsümüze binip beyaz çöllere vurulduk yine. Gözlerimizi alan karlar, rüzgarın uğultusuna çoktan kapılmışlardı. Otobüsten indiğimizde bu uğultuya biz de dahil olmuştuk. Rüzgar esmiyor da bir şiiri coşkuyla okuyordu sanki, esmiyor da bir efsaneyi anlatıyordu karşımızdaki Çıldır Gölünden gelen esintiyle… ve kulağımıza üflüyor Üç Oğuz Kardeşler Efsanesini: “Çıldır Gölü yakınlarındaki dağlarda yaşayan iri yapılı Oğuzlar’ın üç kardeş beyi varmış. Bu beylerin büyüğü Ağca Kale’de, ortancası Taşköprü’de, küçüğü de Uğuz Çayırında kışlar; yazın da büyüğü Akbaba Dağı’na, ortanca Kısır Dağı’na küçüğü ise Uğuz Dağı’na yaylaya çıkarmış. Bu üç kardeşin de farklı idealleri varmış. Büyüğü halka zulmederken ortanca kardeş Çıldır Gölü’nü doldurup köprü yapmayı, küçüğü ise dağın zirvesine kale yaparak tanrılık iddiasıyla göğe tırmanmayı istermiş. Lakin bu halleri Allah’ı kızdırmış ve hem kendilerinin hem de bulundukları yerlerin sonunu hazırlamışlar.”

Bu efsaneyi düşünerek seyre dalıyorum tüm çevreyi ve buz tutmuş gölün muhteşem manzarasıyla Kütük Ev’in şiir gibi dokusunu. 

Kars valiliğince 2017’de tamamlanan bu evin yapımı da kendi güzelliği kadar dudak uçuklatıcı diyebilirim. Beton bir bloğun üzerine yapılan her yeri ahşap ev için İsviçre’den keresteler getirtilmiş ve maliyeti milyonlarca lirayı bulmuş. Ama gölün çevresinin kuru ve boş yapısına apayrı bir hava kattığını ifade edebilirim. Balkonundan gölün donmuş yüzeyini seyre dalabilir, gölün kendine has sarı balığından tadabilirsiniz. 

Bu güzel anları da fotoğraflarla ölümsüzleştirip Çıldır Gölü’nde yürüyüşe çıkmaya doğru gidiyoruz. Seyre daldığımız gölü şimdi de yürüyerek keşfedecek olmanın heyecanı ve sabırsızlığıyla…

ÇILDIR GÖLÜ

Bir göl ki Türkiye’nin en yüksek gölü… Bir göl ki ülkemizin donan tek gölü… Yılın yaklaşık 6 ayında donmuş haliyle sizi üstünde ağırlayan, rahatlıkla kayıp düşmenize imkan tanıyan, içinde beslediği balıklarıyla 2000 metre yükseklikte çevre ailelere rızk olan, tatlı suyuyla içme suyu ihtiyacını karşılayan…işte öyle bir göl ki bu cennet vatanın Doğusunda Kars-Ardahan il sınırlarında bize sanki bir buzul çağını yaşatan, kutuplara doğru yolculuk başlatan…

Dünkü rüzgar bu sefer daha da şiddetiyle savuruyordu karları yolumuzun üstüne. Bunu izlemek de ayrı bir güzeldi doğrusu. Bana biraz karahindibaları hatırlattı. Üfleyip tozlarını kendi nefesimizle uçurtmamızı çağrıştırdı. Burada da işte karlar sanki toprağın üstündeki beyaz bir çiçekti ve rüzgar ona üfleyip tozlarını yola savuruyordu. 

Her yer donmuştu, akan sular kendini buzun altına saklamış usul usul akıyor, zaman sanki ağır çekime alınmış gibi hayat soğuğun pençesinde, tarlalar geniş ve bembeyaz birer düzlükten ibaret, sanki beyaz birer çöl… Az ötemizde bir tilki görüyoruz, soğuktan donduğunu sanıp üzülüyoruz. Aklıma Evliya Çelebi’nin Erzurum seyahatinde yaptığı mübalağalı bir sincap tasviri geliyor. Seyahatnamede bir damdan diğerine atlarken havada donarak kalan sincabın yerini burada adım atarken bir ayağı havada donup kalmış tilki alıveriyor sanki. Sonra hepimizi şaşkına çeviren tilki, bizi duymuş gibi hızlı hızlı koşuyor. Canlanıveriyor ani bir hızla. Karın beyazına alışmış gözlerimiz önce bir kahverengi belirtinin hareketini görüyor ve sonra da karlarda izini kaybediyor.Hayat onun canlanmasıyla biraz daha hızlanıyor adeta. Meğer harekette gizliymiş hayatın canlılığı, akışı…

Yolun kenarına park ediliyor otobüs. Gezi ekibi olarak birbirimize tutunup yürüyoruz. Birer penguen gibi adımlayarak. Ardından bir traktör gelerek yürüdüğümüz karlı yolu kürüyor. Rüzgar ıslık çalar gibi eserken restoranın önünde seyre duruyorum Çıldır’ı önce. Acaba neden Çıldır denmişti ki buraya? Düşündürüyor doğrusu. Vardır bir hikayesi…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı B4261371-C444-4B45-987C-EE0431FAC99A-1024x768.jpeg

Kaç defa haberlerde gördüğüm bu muhteşem yere ayak basmak da nasip oluyor. Kalınlığı 30 cm’yi bulan buzlarda rüzgara tutunup yürümek, arkadaşlarla kol kola girip domino taşı gibi sırayla düşmek… Düşmesi bile güzel. İnsan hayatında kaç defa Çıldır Gölü üzerinde düşecek de o buz tabakası kırılmayacak ki? Boylu boyunca düşüp dünyayı yattığınız yerden iyicene seyre daldırıyor ve yüzünüze etraftaki karları savuruveriyor. Oldukça sert bir mizacı var gölün:) Sonrasında yaşayacağınız bel ve boyun ağrısına değer ama. İnsanın ağrı için dahi olsa sağlam ve güzel nedenleri olmalı değil mi?  Burası doğanın sertliğini bize gösterse de samimiyet ve huzur da sağlıyor. Neşe veriyor. Öylesine güzel.

Üstümüzdeki bulutlar sanki gölün yansıması gibi göğü kaplamış vaziyetteler. Kar yüküyle rüzgarın kervanına katılmış taşınıyorlar gökyüzünde. Yavaşlar ve ağırlar; sanki bizi izliyor, onlar da birbirlerine tutunuyorlar.

Ardından bizim için bir-iki gün öncesinden ağ atılmış yere doğru gidiyoruz buzun yer yer çıkardığı çıtırtılı sesler eşliğinde; belirli noktalarda dikili duran bayrağımızı selamlayarak. Oraya vardığımızda ağlar çekiliyor. Kırılan buz tabakalarının kalınlığı beni epeyce şaşırtıyor doğrusu. Balıkçılar biraz temkinli: “Çok birikmeyelim etrafında gençler!” diye kırılma tehlikesine karşı bizi uyarıyorlar. Ama yine de uyarıyı pek dikkate almadan çekilen ağa eşlik edip arkadaşlarla biz de el atıyoruz. Haydi rastgele! Ama pek rast gelmiyor. Maalesef tek bir balık dahi yoktu. Ama bu ana eşlik etmek, Eskimo belgesellerindeki gibi buzun etrafında toplanıp ağ atmak… paha biçilemez bir anın kucaklayıcı büyüsü. Buzda değil de sanki karda yürür izlenimi veren bir buzul çağ hikayesi…

Dönüş için tekrar yürüyüşe çıkıyoruz bu karlar buzlar diyarında. Sanki soğuk bir çölün içindeki Bedeviler’iz. Farkımız develerimizin olmayışı ve havamızın soğukluğu. Gözümün gördüğü her yer buz ve kar. Bazen neresi buz, neresi kar fark dahi edilmiyor. Etraf boş olduğu için rüzgar oldukça kuru esiyor, gözlerimizi yaşartıyor. Çoğumuzun telefonu buna dayanamayıp kapanıyor. Geriye sadece anı yaşamak kalıyor.

İsterseniz 20 lira karşılığında fayton turu, 50 lira karşılığında da jet ski ile buzların üstünde gezinebilirsiniz. Tam öğrenciliği ve uzak yerden gelmenin affına sığınarak pazarlığı 40 liraya düşürdük derken jet skinin azizliğine uğradık. Çalışmadı. Motoru stop ettikleri için tekrar çalıştıramadılar. Kaç defa bujileri söküp yer değiştirip taksalar da nafile. Bazen kaderin önüne geçilmiyor. Ya da pazarlık mı etmemeliydik diye düşünmedim değil! Hayırlısı böyleymiş belki de. Ama içimde kaldı bir uhde. 

Son olarak Atalay’ın Yeri adındaki restoranın ahşap dokusunda sıcaklığına kendimizi verip ısındıktan sonra otobüsümüze tekrar yürüyor ve yeni durağımız olan Ani Harabelerine doğru yola koyuluyoruz.

3

Yorum Yok

Yorum Yaz