AZİZE

AZİZE

Azize beni görebiliyor musun? Azize beni duyabiliyor musun? Ses ver bana.

Birden uyandım. Uyumuyordum sanırım duyduğum o ses rüyadaki seslere karışmamıştı.  Rüya olsaydı eğer kulaklarıma sesin değişini hissetmezdim. Lakin gözlerimi açınca da etrafımda kimsecikler yoktu. Bu ses aralıklı göz kapaklarımın arasındaydı. İsim hayatımda ilk kez duyduğum bir isimdi. Çevremdeki isimlere benzemiyordu. Hafızamı yokladıktan sonra yataktan kalktım. Yatağımın kenarındaki telefon rehberime baktım, böyle isimde kayıtlı biri de yoktu. Daha sonra yürüdüm. Aynaya bakmaya başladım. Yüzümü yıkadım, saçlarımı taradım. Bilmem kaç dakika geçti orada bilmiyorum. Kahvaltı hazırlamak için mutfağa yönelirken buldum kendimi. Buzdolabından çıkardığım her ürün Azize isminin seslerinden oluşuyordu. Reçel Azize’nin e sesini vurguluyordu sanki. Neden bu isim hafızamı tavaf ediyordu, bilemiyordum. Kahvaltımı ederken dışarıdan duyduğum eskici sesi ile irkildim. Musluğu açık bırakmışım hemen onu kapattım. Sahi neler oluyor bana böyle?

Doktorumdan randevu almak için telefonumu aramaya başladım. Telefonum yatağımın  kenarında idi. Gittim, aldım telefonumu ve numarayı çevirdim. Telefona bir sekreter çıktı.

-Alo, iyi günler. Nasıl yardımcı olabilirim?

-Ben doktoruma randevu alacaktım.

-İsim ve soy isim alabilir miyim hanımefendi?

Bir an duraksadım benim adım neydi? Telefondaki kadın bir kez daha tekrarladı soruyu. Yıllarca bildiğim adımı nasıl unuturum. Telefonu kapattım. Kimliğimi bulmalıydım. Önce çanta, sonra cüzdan, daha sonra kimlik. ‘Azize Sıralı’ ifadesini görmek kafamı karıştırdı. 40 yaşındayım ve 40 yıl kullandığım isim Azize‘miymiş? Bu ifade beni sarmıştı, uçuyordum sanki düşüncelerimde.

Gözlerimi açtığımda hastanede olduğumu fark ettim. ‘Azize nasılsın? İyi misin? İyi misin tatlım?’ gibi bir sürü soru cümlesi duyuyordum. Cevap veremiyordum, Azize ben miydim gerçekten? Biri benim içime girmişti sanki onun adı Azize’ydi.

Eşimi gördüm, bana sarıldı ve o an sanki bir şeyler kıvılcıma dönmüştü. Ben o an Azize olmuştum. Aklım başıma gelmişti. Kafamın kurduğu o senaryo beni bile inandırmıştı. Fakat eşimin adımla seslenmesini nasıl unutabilirim. Kulaklarım bu adamın sesine ‘Azize’ olarak yerleşmişti.  

Azize sabah kalkıp aynadan kendisine bakınca kendisini görebiliyor muydu? Bakıyordu sadece, görmek mana isterdi. Bakmak ise iki çift göz ile olurdu. Bakıp görmeyi öğrenmek için mana âlemine dalmayı bilmek gerekti insanoğlu için. Sabah kalkıp Azize olduğuna inanmak gerekti.

12

Yorum Yok

Yorum Yaz