Avrupa’da Bir Kültür Başkenti:SİBİU

Avrupa’da Bir Kültür Başkenti:SİBİU


SİBİU HAKKINDA

Saksonların(Almanlar) mimari yönüyle etkisini burada da gösterdiği, yılların geçtikçe değer kattığı bir müze kent sanki. 2007 yılında AB ülkesi olan Romanya, yine aynı yıl bu kentini Avrupa Kültür Başkenti olarak da duyurabilmiş. Her bir sokağında, şehri saran duvarlarında, yıllanmış incelikleri barındıran surlarında, 1920’li yıllarda kurulan ilk üniversitesi ile bir öğrenci şehri olarak anılan, Oktoberfest gibi birbirinden güzel festivalleri ile adını dünyaya duyuran bir kent, Sibiu.


Romanya’nın Erdel bölgesinde başkent Bükreş’e uzaklığı 215 km olan, müzeleri, bir uçtan bir uca etrafında kiliseleri, sanat galerilerini barındıran şehir meydanı, ara sokaklardaki pub, restoran, bistro tarzında, mimari ile bütünleşen mekânları ile çağlar arasında seyahate çıkarıyor. Romanya’nın ilk hastanesine, eczanesine, okuluna ve kütüphanesine sahip Sibiu, Transilvanya Prensliğinin başkenti konumundaymış bir zamanlar. Trenden indiğimiz andan itibaren Romanyanın diğer şehirleri gibi bizi Orta Çağ’a yolculuğa çıkaran bir kent oldu diyebilirim. Zaten Romanya’nın bir şehrini gören diğer şehirlerini de görmüş gibi olacaktır desem herhalde yanlış olmaz. Bunun sebebi Saksonlar(Almanlar)’ın ülkede geçmişte oldukça faal olmasından; mimariden sanata, dine kadar etkilerini göstermelerinden kaynaklanmaktadır.

Romanya’nın Transilvanya bölgesinde yer alan şehir, Saksonlar tarafından 1191’lerde kurulmuş olup adı Roma döneminde Cibinium olarak okunmuş kulağına. Saksonlara ve sonasında Roma dönemine kadar uzanan Sibiu, Mohaç Muharebesinin ardından Osmanlı’ya Karlofça Antlaşmasına kadar vergi vermiş bir kenttir. Daha sonra 1. Dünya Savaşı yıllarında Avusturya- Macaristan bölündüğü için Romanya’da kalan kent, Sibiu olarak anılmaya başlanmıştır. Günümüzde Romanya’nın en büyük şehirlerinden olan Sibiu, başkent Bükreş ile birlikte sayılı kentinde var olan havalanına sahip olup Romanya’nın en zengin, en büyük ve de sosyo-kültürel açıdan en önemli kentlerinden biri olmasının yanında Avrupa’nın da en huzurlu ve zengin yerlerinden biri olarak tanınmaktadır.


Geziye çıkmadan önce edindiğimiz bilgilerin eşliğinde trenle ormanlar arasından geçecek ve sonrasında şehre adımlarımız karışırken, oranın da ekmeğinden suyundan tadıp havasını teneffüs edecektik. Bizi Romanya’ya çeken el, şimdi de Sibiu’ya getiriyordu muhteşem doğa manzaralarıyla.Bizi bir gün içinde iki defa ağırlayacak olan Sibiu için sözü çok uzatmadan anılarımı yeniden çıkarayım saklı kalan mahzenimden. Anılar, anılar… geçmişi gelecekte canlandırırlar.


Nicholae Balcescu Street


Nicholae Balcescu Caddesi


Trenden indiğimizde şehre yabancı olan bizler sabahın bu ilk ışıklarında günü tüm canlılığıyla yaşamak için gelmiş, tüm Sibiu’yu bir güne sığdırma telaşı ile başlamıştık gezmeye. Baharın kendini yeni yeni hissettirdiği, gece inen çiylerin çimleri pırıl pırıl yansıtarak güneşin ışığında ve sıcaklığında kuruttuğu bir sabahtı. Bulutlar acele etmiyor, güneş onlarla kavgalı değildi.
Hızlı adımlarla sabahın soğuğunu kırmaya çalışırken yol boyunca Fornetti’den aldığımız atıştırmalıkları yiyorduk. O tat çoğu kahvaltıda yok biliyor musunuz? O anın lezzeti başka çünkü. Lezzet katan bir yere ilk defa katan atılan adımlar, yeni bir yerde doğan sabahlar, bambaşka diyarlara açılan kapılar… Geziler aslında ileriye dönük bir özlem.


İlk durağımız Nicholae Balcescu Caddesi oluyor. Daha yeni yeni kurulan tezgâhlar, geceden üstü kapatılmış masalar, sandalyeler birer birer açılırken, yan yana dizili restaurant, bistro ve kafeler zincirinin kilitleri de bir bir çözülüyor. Yeni bir gün çıkarmışken bizi yeni bir hayata, onlar da gözlerini açıyor bizim yanımızda. Piata Mare adındaki büyük meydana doğru giden bu cadde üzerinde hediyelik eşyalar satan tezgâhlar da bulunuyor.
Merakla açılmalarını bekleyerek meydana doğru ilerliyoruz.


Nicholae Balcescu Street

Nicholae Balcescu Street


Piata Mare

Karşımıza Braşov şehir meydanından çok daha büyük bir meydan çıkıyor. Bir uçtan bir uza müzeleri, kiliseleri ve kuleleri, sanat galerini yan yana dizmiş bir meydan… Bu meydan aynı zamanda geçmişin idam sehpası, suçluların cezalandırıldığı sanki bir açık infaz alanı… Ticaret kendi Sibiu’nun önemli bir alışveriş alanı, öte yandan halkı kucaklayan bir toplantı salonu…


Piata Mare


Evanjelik Katedrali

Sanat galerileri ve müzeler henüz açılmadığı için Piata Huet caddesine yönelerek kulelerini meydanın girişinden itibaren gördüğümüz Romanya’nın en büyük Evanjelik Katedraline doğru gidiyoruz. Bu katedral bulunduğu meydana da ayrı bir önem kazandırmış diyebiliriz. Bu katedralin en önemli özelliği ise tarihte kendini Hristiyanlığı yaymaya adayan kişilere(Evanjelistler) ithafen yapılmış olan ilk kilise olmasıdır. Temeli Roma döneminden kalan bir kilisenin üzerine inşa edilerek 1500’lü yıllardan bu yana tarihin saatlerini duyuruyor çanında.


Evanjelik Katedrali


Kilisenin içi oldukça emek sarf edildiğini de göstermeye yetiyor. Hz. İsa heykelleri, duvarlardaki işlemeler, bu işlemelere yapılan gümüş kaplamalar… En çok dikkatimi çeken ise birçok dine göre dua ediş şekillerinin yazılı olduğu duvarın olması. “Ya Rab bana yardım!” şeklinde duvara yazılı duamız ve diğer dillerde, dinlerde Allah’a yakarışlar…


Evanjelik Katedrali

Evrensel boyutta birçok dini kapsayan anlamlar da verilmek istenmiş. Kilisenin kulesine doğru çıkarken şehri kuşbakışı izleyebiliyorduk. Böylece bu kilise gezdiğim ikinci kilise olarak hayatımda saklı kalıyor. Kilisede bulunan ziyaretçi defterine bir şeyler yazmadan evvel biraz göz attığımızda ülkemizden birilerinin de gelmiş olduklarını ve bir iki satır not düştüklerini görünce mutlu olduk. “Sevmek ne uzun bir kelime, özlemek ne uzun bir mesafe.” yazısını gördüğümde içimden geçenler benden önce dile getirilmiş gibiydi. İnsanımızın samimiyeti burada da bizi bize götürmeye yetmişti. Bu mutlulukla biz de deftere kendimizce bir şeyler yazarak kiliseden ayrılıyoruz 1 Mart 2017’nin bu ilk saatlerinde…


Evanjelik Katedrali



Yalanlar Köprüsü(Liar’s Bridge)


Yalanlar Köprüsü (Liar’s Bridge)

Bundan sonraki durağımız ise üzerinde birçok rivayeti barındıran Yalancılar ya da Yalanlar Köprüsü(Liar’s Bridge). Önceden tahtadan olduğunu öğrendiğimiz bu köprünün ilginç bir hikayesi de var. Önceden burada tüccarlık yapan kişiler halkı kandırırlarmış. Sonraları da bu köprünün yalan söylendiğinde yıkılacağına dair söylentiler artmış. Bir nevi uyanıklık edenlerin, insanları kandıranların önüne geçmek için atılan bir söylem olmuş. Ama tabi köprü yıkılmamış aksina demirlerle sağlamlaştırılmış. Günümüzde sevgililer aşklarını göstermek için kilitleri bu köprüye asarak bir nevi ölümsüz kılmaya çalışıyorlar. Bunu yalanlar köprüsünde yaparak akıllarınca kimin yalan söylediğini ya da içtenlikle sevip sevmediğini ölçmeye çalışıyorlar sanırım. Köprü de yıkılmadığına göre aşkları gerçek demek ki!?


Yalanlar Köprüsü(Liar’s Bridge)
Sibiu


Köprüden inip şehrin içlerine doğru ilerliyoruz. 13. yüzyıldan bu yana şehre apayrı bir motif katan pasajların altından geçerek zamanda yolculuğa başlıyoruz. Şehrin mimarisinde saklı kalan anlamlar, evlerin tepesinde metrelerce yükseklikte onlara kol kanat gerercesine var olan kilise ve kuleler. Her biri öylesine iç içe, öylesine bir ve beraber. Romanya şehirlerinde old townlar genellikle hep böyle dairesel boyutta belirli bir meydanın etrafına kurulmuş vaziyette. Bu tasarım belki de onları zamana karşı yarıştırmış, bir kültürel miras olarak Avrupa Kültür Başkenti yapmış.



Ocna Sibiu

Öğleye kadar bir yüzünü gezdiğimiz Sibiu’dan Ocna Sibiu adında tuz mağarası olduğunu sandığımız ama kaybolarak aslında çok güzel bir anı elde edeceğimiz ana gelmişti sıra. Biletlerimizi yine bedava olarak alıp trene binmiştik. Yaklaşık bir saat mesafede yer alan Ocna Sibiu’ya doğru ayakta da olsa gidiyorduk, kafamızı trenden çıkarıp rüzgârı yutarak. Yol aldıkça tarlalar karşımıza çıkıyordu. Romanya’nın arazilerini görme fırsatı bulsak da bazen şaşırmamak elde değildi. Neden diyecek olursanız? Eski dönemlerdeki gibi öküz ile çift süren çiftçi görmüştüm. Bir başına tarlanın üstesinden gelmeye çalışan kader ortaklarıydılar. Devam ettikçe biz içten içe kuşkulansak da yapacak bir şey artık yoktu.


Ocna Sibiu

Ocna Sibiu tabelasını görüp çok eski olan garda indiğimizde birilerine görmek istediğimiz yerleri sorduk. Lakin bilen yoktu. Bu küçük köyde bizi anlayan bir kişi çıkmıştı ama o da Cluj’dan bahsederek buraya çok daha uzakta olduğunu, bizim yakın zamanda gelecek trene binip Sibiu’ya geri dönebileceğimizi söylüyordu. Köyün içinde çok oyalanmadan geldiğimiz gara geri döndük. İşin garibi bilet alacak yer de yoktu, hiç kimse de.


Ocna Sibiu

Tren raylarının üstüne oturarak beklemeye koyulduk. Bir Kızılderili gibi trenin geldiğini rayların titremesinden anlayacaktık güya. Daha sonra bir arkadaş trendeki tuvaletlerin raylara döküldüğünü, bunun için de özel taşlar olduğunu söylese de kalkmadık. Yürüyerek dönme planları aramızda en kötü şakaydı. Tam ümidimizi kesmişken omzunda kürekle bir amca geçti yanımızdan, derken birileri birer ikişer gelerek beklemeye başladı. Onlarla anlaşmaya çalışıp trenin saat birde geleceğini öğrenmiştik.

Çok geçmeden de beklenen geldi. Karşımızda kırmızı boyalarının bir kısmı küf tutmuş, kalkmış eski bir tren. Ama buna da şükür. Biletlerimizi yine bedavadan içindeki tren memurundan aldık. Yaşadığımız macera en güzel anılarda saklı kaldı. Birbirimize bakıp gülerek Sibiu’nun yolunu tekrar tutar olduk.


Ocna Sibiu
2

Yorum Yok

Yorum Yaz