Ağlayamıyoruz

Ağlayamıyoruz

Toplumumuzdaki en derin yaralardan birisi de ağlayamamak. Özgürce ağlayamıyoruz. Hatta ağlamayı bir acizlik sayıp saklanıyoruz. Basit insancıkların; manasız, ayaksız eleştirilerinden kaçmak için ağlamaya bahane buluyoruz. Hani o ağlamayı cinsiyetleştiren et yığınları. Hani ağlayan birini görünce sözüm ona ” karı gibi ağlamayı kes” diyen ön yargı prangalarına esir olmuş sözde özgürler. Ah ne kadar budalacadır sizin bu  altı boş , çöp kutusu laflarınız. Karı gibi ağlamak..!
Evet, soğan doğramayı bahane edip sessizce ağlayan kadınlar gördüm bu kara toplumda hapsolmuş. Ağlamaya bahane üreten, susmuş, susturulmuş kadınlar… Gökten, masallarımızdaki üç elma yerine, kırkikindi yağmurları gibi kirlenmiş bedenimize akan gözyaşları ile fazlasıyla kadındılar. Patlıcan kurusu gözleri ile kömür karası topluluğa çığlıklarla susuyorlardı. Susamışçasına soğan doğruyorlardı. İçlerinde evrendeki tüm duyguları doğuruyorlardı.
Özgürce ağlamak ne büyük bir meseledir!
Hürce, bahanesiz ağlayabileceğimiz bir toplum dileğiyle…
Bu arada asma yeşili gözleri ile annem hala soğan doğruyor.

11

Yorum Yok

Yorum Yaz