1 KADIN 1 ERKEK

1 KADIN 1 ERKEK

Sovyet Devrimi’nin Kadın Önderlerinden Biri: Alexandra Kollontai

Alexandra Kollontai, 1872 yılında St. Petersburg’ta  zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ait olduğu sosyal sınıfın kendisinden beklentisi, sosyetik bir hanımefendi olmasıydı. Buna karşı çıkarak genç yaşlarında Marx ve Engels okumaya başladı. 20 yaşında evlendi, kısa süre sonra eşiyle fikir ayrılıkları yaşadı ve eşini terk etti. Zürih’e ekonomi okumaya gitti. Eğitimine devam derken Rosa Luxembourg’un düşüncelerinden etkilendi. Ülkesine döndüğünde fabrika ve atölye çalışma şartlarının ne kadar elverişsiz ve sağlıksız olduğunu gördü. Gerçekleşen ölümler ise gizlenmeye çalışıyordu. Buna bir son vermek isteyen Kollontai, sınıf mücadelesi üzerine yenilikçi fikirler ürettiği çalışmalarını yayınladı. 1917’de devrin hükümetinde ilk kadın bakan olarak görev yaptı. Aşk, evlilik, kadın sorunları hakkındaki düşüncelerini ve erkeklerle olan ilişkilerinde yaşadıklarını büyük bir rahatlıkla anlatması sebebiyle Lenin ve Stalin tarafından nahoş karşılandı. Daha sonraları devlet yönetiminde aktif görevler almaya devam etti. Dünya’nın ilk kadın büyükelçisi olan Kollontai, birçok ülkede bu görevini yürüterek Sovyetler Birliği’ni başarıyla temsil etti. Lenin Nişanı, Kızıl Emek Ödülü ve Norveç Kraliyet Aziz Olaf Nişanı’na layık görüldü. Ölümüne değin mücadelesine devam etti. 9 Mart 1952 yılında hayata gözlerini yumdu.

Yukarıda devrin ön önemli kadınlarından birinin hayatını ana hatlarıyla siz değerli okurlara sundum. Daha çok bilgi edinmek ve Kollontai’nin düşüncelerine dokunmak istiyorsanız kitaplarını ve çalışmalarını okumanızı tavsiye ederim. Kendinden beklenen her şeyi bir kenara bırakarak inandıkları uğruna savaşan birçok kadından biri olan Kollontai’yi saygıyla anıyorum.

TOPLUMCU GERÇEKÇİLİĞİN ÖNDE GELEN ŞAİR VE YAZARLARINDAN BİRİ: RIFAT ILGAZ

Rıfat Ilgaz 7 Mayıs 1911 tarihinde Kastamonu iline bağlı Cide ilçesinde dünyaya gelmiştir. Türk şiir, öykü ve roman yazarı olan Ilgaz, Hababam Sınıfı romanıyla tanınmasına rağmen şiirlerden çocuk öykülerine kadar birçok eseri Türk Edebiyatına kazandırmıştır. Vereme yakalandıktan sonra öğretmenlik görevini icra etmesini engellemiş ve sanatoryuma yatırılmıştır. Ardından Türkçe öğretmenliği yaparken felsefe okuyamaya devam etmiştir. Kendisi ile aynı dönemde yaşayan diğer yazarlar gibi ömrünün bir kısmı adliye ve hapishanelerde mekik dokuyarak geçirmiş, öğrenciliğini ve öğretmenliğini kaybetmiştir. Buna rağmen üretmekten vazgeçmemiş ve toplumcu gerçekçiliğin en önemli yazarlarından biri olmuştur. Tanınmasında büyük bir etken olan Hababam Sınıfı romanı, ilk olarak Dolmuş adlı dergide Stepne takma adıyla yazmaya başladığı öykülerin daha sonra kitaplaştırılmasıyla oluşturulmuştur. Daha sonra takma adını bırakıp kendi adını kullanır. Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı ile ilgili şunları söyler:

‘’Ben çöken eğitim sistemini anlattım, hepimiz güldük! Eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. Belli bir süre sonra idam yaklaştığında tüm dükkanlar açılmaya başlamış. Bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlamış ve idam vakitleri panayır havasına bürünmüş. Sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş.’’

Daha sonra oyunlaştırdığı bu eser birçok tiyatroda sahnelenmiştir. Daha sonraları sinemaya uyarlanmak istenen bu eser sansür engeline takılmış, Umur Burgay’ın senaryoda yaptığı değişiklikler sayesinde eser sansürden geçebilmiştir. Lakin bu durumdan Rıfat Ilgaz hiç memnun değildir çünkü bu senaryo içeriği değiştirmekle birlikte yazılış amacı olan eğitim eleştirisini bir kenara atarak salt komedi haline getirilmiştir. Dava açan yazar zamanla bu sorunu aşmıştır. Filmin dönemin en beğenilen filmlerinden biri olması sebebiyle 6 film daha çekilmiştir. 12 Eylül 1980 yılında memleketi Cide’de ikamet ederken ölüm tehditleri almış olmakla birlikte, 28 Mayıs 1981 gecesi bir neden belirtilmeden gözaltına alınarak sağlıksız ve elverişsiz bir hapishaneye gönderilmiştir. Hastalığı doktor muayenesinden sonra kanıtlanınca sanatoryuma yatırılmış ve genel sorgudan sonra serbest bırakılmıştır. Oğlu ile birlikte yaşayabilmek için İstanbul’a gitmiştir. Hastalığına rağmen üretmeye devam eden yazara Kültür Bakanlığı plaketi verildi. Yakın dostu Asım Bezirci’yi elim bir olay sonucu kaybetmesi ve yaşadığı acı dolayısıyla tam 5 gün sonra 7 Temmuz 1993’te vefat etmiştir.  Naaşı yakın dostunun yanına defnedilmiştir.

Çocukluğumun büyük bir kısmını geçirdiğim Kastamonu ilinde tanıdığım ve severek okuduğum, mücadeleci kimliğine hayran kaldığım Mehmet Rıfat Ilgaz’ı saygı ve sevgiyle anıyor, yüce yaratıcımızdan ruhuna rahmet diliyorum.

1

Yorum Yok

Yorum Yaz